Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini, hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi, gülmece yeteneğini, humour denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde. Can çekişirken bile gülmesini bildiği için, nerdeyse kırk beş yıl önce otuzaltı yaşında ölen sevgili sınıf arkadaşım Saffet’i işte bu yüzden hala özlerim. Çünkü birlikte gülebilirdik onunla.
Gelgelelim papaz, Roma İstasyonunda benden ayrılırken, elimi tuttu ve duyarlı bir sesle korkunç bir laf etti: Siz iyi bir insansınız dedi, Tanrıya sığınmak isteğini hiçbir zaman duymamanız için, dua edeceğim.
Uzun yaşamanın bir felaketi sevdiklerinizin ölümünü görmekse, bir
başka felaketi de yalnızlıktır. İhtiyarlar aranmaz. Yaşıtlarınız sağlık
durumlarından ötürü size gelemezler. Siz de ikide birde onlara gidemezsiniz.
Gençlerin ve orta yaşlıların ise, işigücü vardır. Kimseyi aramaya pek vakit
bulamazlar. Yapayalnız kalırsınız böylece.