İnsan kalbinde, başlangıç ile son, hayat ile ölüm arasındaki çelişkiyi uzlaştıran, yalnız ve yalnız, bilinmeyen, görülmeyen Tanrı idi. Dualar bunun için okunuyordu. Başa türlü Tanrı’ya sesini duyuramazsın, niçin yaratıp niçin öldürdüğünü soramazsın ki! Dünya kuruldu kurulalı insanlar böyle yaşıyor, pek razı olmasa da böyle katlanıyor kaderine. Duaların var oldukları günden beri hiç değişmemesinin, hep aynı sözlerle tekrarlanmasının sebebi de, teselli bulup yarışmaları, boşu boşuna sızlanmamaları içindir. Dualar, yüzyılların okşayıp patlattığı altın külçeleri gibi, dirilerin ölülerin başında söyledikleri en özlü, en süzme ve son sözlerdir. Âdet, gelenek böyledir.
Savaş çıktıktan sonra Boranlı istasyonundan gelip geçen trenlerin sayısı birden çoğalmaya başladı. Doğudan batıya yeni askerleri, batıdan doğuya yaralıları taşıyorlardı. Doğudan batıya tahıl, batıdan doğuya yine yaralılar… Boranlı gibi bozkırda yitip gitmiş bir yerde bile hayat çarkı daha hızlı dönmeye başlamıştı.
Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur.
İnsan yalnız Allah’a sırt çevirmez, yalnız O’na küsmez. Allah ölüm verirse, bu hayatının sona ermesi demektir. Çünkü insan doğar ve vakti gelince ölür. Bunun dışında, bu dünyada olan her şeyin hesabı sorulur.