2. Dünya Savaşı esnasında doğuştan uzun menzilli tüfek kullanma konusunda yetenekli olduğu keşfedilen bir kadının hayat öyküsünü anlatan bu eser o dönemi bir çok açıdan okuyucuya aktarıyor. Savaş öncesinde, tarih öğretmeni veya arşivci olmayı planlarken Kızılordu’nun en başarılı ve ünlü keskin nişancısı olan Lyudmila Pavliçenko’nun yasak olmasına rağmen tuttuğu notlar vefatından sonra kocası ve oğlu sayesinde kitap haline getirilmiş.
Başlığından da anlaşılabileceği gibi, her şeyden önce içeriği askeri tarihtir. İnsanlık tarihinin en büyük savaşının en uzun ve ölümcül olan Doğu cephesinde, ağırlıklı olarak Odesa ve Sivastopol muharebelerinde geçiyor. Doğuştan çok iyi nişan alma yeteneğine ve karakter özelliklerine (sabırlı ve dayanıklı) sahip bir kadın bir çok erkekten bile daha cesurca savaşmış, en çok düşman askeri öldüren (309 Fritz (!) ve Rumen) keskin nişancılar arasına girerek birden fazla yaralanmasına rağmen hayatta kalmış.
Çoğu zaman göz ardı edilse de, 2. D.S. aynı zamanda en büyük propaganda savaşlarından birisidir. Pavliçenko kazandığı ün nedeniyle, bir yerden sonra bunun bir parçası olup ABD ve İngiltere’ye düzenlenen tanıtım ve destek arama gezisinin bir parçası oluyor. Eserin, dört bölümü bu konuya ayrılmış. Kitabın ana konusu olan muharebeler ve silahlarla doğrudan ilgili olmasa da, o dönemin birbirinden çok farklı iki sistemi (kapitalizm ve sosyalizm) anlatması açısından şahsen çok ilginç buldum. ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile tanışıp onun eşi Elanor Roosevelt ile de samimi bir bağ kuruyor. Ayrıca, tüm savaş boyunca topraklarına tek bir bomba düşmeyen Amerikalıların savaşın gerçeklerine ne kadar uzak olduklarını da çok güzel aktarmış.
Silaha ve silah teknolojisine büyük bir ilgi duyduğu kitaptaki ayrıntılı tasvirlerinden ve özellikle bakım ile