"Spare" yani "Yedek" Aslına bir şey olursa diye... Böyle başlıyor hikâye. Çocukluğundan, gençliğinden, askerlik anılarından (ondan bayağı uzun), ilk aşkından, sonraki aşkından, annesinden, travmalarından, hepsinden ayrıntılı ve içten bir şekilde bahsediyor.
Bir otobiyografinin iyi olması şu koşula bağlıdır: Yazar kendi hayat yolculuğunda karşılaştığı engelleri ve bunları nasıl kaldırdığını başka insanlara da yol gösterebileceğini düşünerek samimi bir şekilde, kendisini övmeden, başkalarını da yermeden anlatmak mı istiyor? Cevap evetse bu iyi bir otobiyografidir. Hayırsa kötüdür. Bu kitap arada bir yerde, ama benim fikrim evete yakın.
Her ne kadar anlatımı samimi ise de tecrübelerini aktarmak ve başkalarına ışık tutmak yerine kendini müdafaaya geçiyor yer yer ve özellikle abisini küçük düşürebilecek anılarına yer veriyor, hikâyenin dışına çıkarak.
Bir de abisine sürekli Willy, Willy demesi beni biraz irite etti açıkçası. Tamam abisine öyle sesleniyor, yapacak bir şey yok ama… Abisi de buna Harold diyor bu arada. Bir o kadar mesafeli. Zaten aralarındaki ilişki de hep böyle, çocukluklarından beri. Farklı insanlar yani bunlar; dünya üzerindeki çoğu erkek kardeş nasılsa öyle.
Neyse… Mesela diyor ki; bu evlenirken Kraliçe’den çok ekstrem bir istekte bulunmuş, sakalını traş etmeme hususunda. Çünkü üniformayla evleniyor ya bunlar, illa sinekkaydı olmaları lazımmış. Ondan sonra Kraliçe de enteresan bir şekilde -nasıl bir doğru zamanı yakalayıp da sorduysa artık- olur, demiş. Bırak madem sakalını. Prens havalara uçmuş tabii, gitmiş soluğu abisinin yanında almış. Abisi demiş ki hayırdır ne böyle ağzın kulaklarında. O da demiş, nenem izin verdi sakallı evlenmeme. Abisi de ne diyorsun oğlum demiş. Hiç olur mu öyle şey.
Prens de oldu bile vallaha demiş, nenem verdi izin. Abisi de