Mutantlar sınırlı bir anlayışa sahiptirler, çünkü zamanı kendilerine ait bir sistemle ölçerler. Bugünün dışında bir kavramı algılayamazlar ve bu nedenle yarını hiç önem vermeden yok ederler.
Ama bugünün insanlarıyla başlangıçtaki halleri arasındaki en büyük fark, mutantların korkuyu tanımasıdır. Gerçek İnsanlar korkmazlar. Mutantlar, kendi çocuklarını tehdit ederler. Onların yasal yaptırımlara ve cezaevlerine gereksinimleri vardır. Hatta hükümet güvenliği bile başka ülkeleri silahla tehdit etmeye dayanır. Kabileye göre, korku, hayvanlar dünyasına ait bir duygudur ve hayatta kalabilme mücadelelerinde önemli bir rol oynar. İnsanlar Tanrısal Birliği tamsalar ve evrenin gelişigüzel ilerleyen bir olgu değil, ayrıntılarıyla belirlenmiş bir tasarım olduğunu bilseler, hiç korkmazlar. İnsanın inancı ya vardır ya yoktur; ikisi birden olmaz. Yerlilerin inancına göre maddesel nesneler korkuya yol açar. İnsanlar ne kadar çok mala sahipse o kadar çok korkarlar. Ve olasılıkla sadece bu nesneler için yaşarlar.
Her sıkıntıda, ölüme bu kadar yaklaşmışken, hatta ölürken bile yardım almak olanaklıydı, bunu biliyordum; çünkü artık ben de “kendi yöntemlerimle başardım” sınavını geçmiştim.
İnsanlar kızgın, bezgin, kendileri için üzgün veya korku dolu oldukları zamanlar yaşıyor sayılmazlar. Soluk almak canlı olmayı belirlemez. Bu, öteki insanlara hangi bedenin gömülüp hangisinin gömülmeyeceğini göstermeye yarar, o kadar! Her soluk alan insan bir canlılık hali sergilemez. Olumsuz heyecanlarımızı deneyimlemek ve bunları tatmak da iyidir ama bu durum, bilge bir insanın içinde kalmak istemeyeceği bir haldir. Ruh, insan formuna girdiği zaman mutluluğu ve kederi, kıskançlığı ve minnettarlığı deneyimler ve bunların anlamını öğrenir. Ama bu deneyimlerden bir ders alarak acı veren olayları, neşe veren olaylardan ayırmayı öğrenmek gerekir.