Gerçek şu ki,
Biz (akıl ve irade) emaneti(ni)
göklere, yere ve dağlara sunmuştuk,
ama (sorumluluğundan) korktukları için
onu yüklenmeyi reddettiler.
O (emaneti) insan üstlendi,
zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa
son derece meyyaldir. Ahzab, 33/72
İşte bunun için, daha sonra haksızlığa ve akılsızlığa meyyal görünse de insana, Allah'ın yeryüzündeki halifesi, yani Allah'ın sorumlu vekili rolü verilmiştir. Dünyanın dengesini korumak ve her kısmî gerçek varlığı Bir'in, yani Allah'ın varlığının bir işareti (bir ayeti) olan bu kâinatta her varlığı kendi asıl kaynağına ve kendi aslî gayesine bağlamakla görevlendirilmiştir.
Somut olarak bu ortak tefekkür, bize meselâ, enerji sorunlarını medeniyet ve mânâ tercihi açısından ele aldıracaktır. Yani, ne gelecek kuşakları, ne de nihâî gayeleri umursamadan fosil enerji stoklarını düşüncesizce tüketmek yerine, bu tefekkür bize suların, denizlerin, güneşin, yerin ve rüzgarların enerjisinin tükenmez bolluğuna yönelmeyi öğretecektir.