Beslenmeyi düzeltmede ilk önce helal ve haram gelir ama bu ikisini ayırt etmek çok zordur. Bunun için mümin olmak gerekir. Bize gelenler sadece beslenmesini değiştirip açlık ve hacamat yapmıyorlar. Onlar iş de değiştiriyorlar çünkü Allah'a tevekkül eden insanın haram iş yapması mümkün değildir.
Şifanın Allah'tan geldiğini bilmeyen kişi ne yaparsa yapsın kesinlikle şifa bulamaz. İsyan, bütün problemleri çoğatlmaktan başka bir şeye yaramaz. Ruhsal problemlerde de Allah'a tevekkül olmadan kesinlikle şifa bulunmaz. Siz sadece isteyin. Cenab-ı Hak bütün kapıları açar.
Gerçek şu ki,
Biz (akıl ve irade) emaneti(ni)
göklere, yere ve dağlara sunmuştuk,
ama (sorumluluğundan) korktukları için
onu yüklenmeyi reddettiler.
O (emaneti) insan üstlendi,
zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa
son derece meyyaldir. Ahzab, 33/72
İşte bunun için, daha sonra haksızlığa ve akılsızlığa meyyal görünse de insana, Allah'ın yeryüzündeki halifesi, yani Allah'ın sorumlu vekili rolü verilmiştir. Dünyanın dengesini korumak ve her kısmî gerçek varlığı Bir'in, yani Allah'ın varlığının bir işareti (bir ayeti) olan bu kâinatta her varlığı kendi asıl kaynağına ve kendi aslî gayesine bağlamakla görevlendirilmiştir.
Somut olarak bu ortak tefekkür, bize meselâ, enerji sorunlarını medeniyet ve mânâ tercihi açısından ele aldıracaktır. Yani, ne gelecek kuşakları, ne de nihâî gayeleri umursamadan fosil enerji stoklarını düşüncesizce tüketmek yerine, bu tefekkür bize suların, denizlerin, güneşin, yerin ve rüzgarların enerjisinin tükenmez bolluğuna yönelmeyi öğretecektir.
Allah'tan başka hicbir ilah, ilahi nitelik taşıyan hiçbir şey yoktur, İslam inancının bu temel ilkesi, toplumlarımızda hızla üreyip çoğalan büyüme ve ilerlemeye tapma, tekniğe bilimci tapınış, bireyciliği putlaştırma ve milleti putlaştırma, silahların ve orduların gücüne tapmalar gibi bütün tabuları, kutsal sembolleri ve âyinleriyle bütün bu putçulukları ve tapınmaları reddeder.
Hristiyanlığın Kibarca Reddi/Er-Redd’ül-Cemil adlı bir eser yazmasına rağmen Gazzâlî de ve bilhassa da Hz. Îsa’yı Fusûs’ul-hikem’inde veliliğin mührü olarak gören ve Hz. Îsa’nın ikinci bir defa geleceğini haber veren İbn Arabî’de olduğu gibi, İslâm’ın en güçlü beyinlerinin sonraki geleneği de bu saygı ve sevgiyi devam ettirir.