Suskunlar spoi içerir️
İhsan Oktay Anar’ın dili oldukça ağır ve eski Türkçe kelimelerle yüklüdür. Roman bölüm bölüm ilerlediği ve olaylar parçalı anlatıldığı için, okurda bir yapboz (puzzle) hissi uyandırır. Bu da eserin anlaşılmasını zorlaştırsa da romanın gizemli ve etkileyici havasını güçlendirmektedir.
roman, Asım adındaki ünlü bir müzisyenin ölümüyle başlar. Ancak bu ölüm sıradan bir ölüm değildir; Asım’ın ruhu can çekişerek sokaklarda dolaşmaya devam eder.
Hikâyede Kalın Musa adında cimri, yaşlı bir adam yaşamaktadır. Onun Veysel adında bir oğlu vardır. Veysel, annesi belli olmayan ikiz çocukları dünyaya getirir ve annesi bu ikiz bebekleri kalın musanın evinin kapısının önüne bırakır. Bu ikizlerin isimleri Davut ve Eflatun’dur. Davut, dedesi Kalın Musadan hoşlanmadığı için dedesinin kardeşi Hüseyin’in yanında, meyhanede ud çalmaya başlar. Eflatun ise içine kapanık, sessiz bir çocuk olarak büyür.
Eflatun, bir gün annesinin öldüğünü öğrenir ve bunu kabullenemeyerek günlerce sokaklarda dolaşır. Ve her seferinde annesinin mezarında bulur Davut ve Hüseyin bir daha kaçıp gitmemesi için Eflatun’un eve kilitlemeye karar verirler. Bu durum bir süre devam eder. Ancak Davut’un bir gün kapıyı kilitlemeyi unutmasıyla Eflatun’un kaçmadığını fark ederler ve onu zorla tutmaktan vazgeçerler. Ve kapıyı kilitlemez
Bir süre sonra Eflatun’un kulağına gizemli sesler gelmeye başlar. Bu seslerin kaynağı bulunamaz; hocalara götürülür ancak hiçbir çözüm bulunmaz. Eflatun, bu seslerin peşine düşmeye karar verir. Dilencilerle, insanlarla konuşarak sesin kaynağını araştırır ve sonunda istanbulundan karşıya geçerek bir erenler ve dervişler dergâhına ulaşır. Dergâhta bulunanlara “Beni siz mi çağırdınız?” diye sorar. Dergâhın başındaki kişi bunu doğrular ve Eflatun’a bir ney verir. Eflatun,