Ünlü Fransız şair Aragon bu eseri okuduktan sonra Aytmatov’un eserlerini Avrupa’ya taşımış ve bu eseri “Romeo ve Juliet” ile kıyaslayarak ‘dünyanın en güzel aşk hikâyesi’ olarak nitelendirmiştir. Benim için dünyanın en güzel aşk hikâyesi olmayabilir fakat okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. Bana göre aşkı anlatan en güzel sözcükler vardı bu kitapta.
Aytmatov bu romanında her şeyi hiçe saymış ve aşkı her şeyin üstünde tutmuştur. Hatta bu romanında aşka farklı bir boyut kazandırır. Çoğu romanda kadınların en genç, en sağlıklı ve en yakışıklı erkeklere âşık olduğunu görürüz. Bu romanda ise Cemile’nin aksak bacaklı ve kambur sırtlı Danyar’a âşık olması alışık olduğumuz bir durum değildir. Bu da aşkın yalnızca dış görünüş için değil, ruha da duyulabileceği gerçeğidir. Romandaki kahramanların sayısının azlığından olsa gerek karakter ruhlarının en ince ayrıntılarına kadar yer verilmiştir. Bu da her okurun kendinden bir şeyler bulabileceği zengin bir şahıs kadrosuna sahip olduğunu gösterir. Aslında hepsi içimizden biridir.
Eserin özellikle dilinden bahsetmek istiyorum. Aytmatov o kadar güzel anlatmış ki uçsuz bucaksız bozkırı, bozkırın ortasındaki aşkı… O kadar güzel anlatılmış ki, okur Cemile’ye ve Danyar’a kızmak istese bile kızgınlığı kelimelerin güzelliğinde kayboluveriyor. O kadar saf ve temiz sözcükler kullanılmış ki kelimeler masumlaştırıyor hikâyeyi. Belki de yargılamamız gereken bu hikâyeyi bize makul gösteriyor. Masallardan kopup gelen bir aşkmış gibi. Sözcük seçimi ve betimlemelerine hayran kaldım. Danyar’ın türküsüne yaklaşık iki sayfa kadar yer verilmişti ve ben o ahenkle dans eden sözcükler arasında gidip gelirken kendimi istasyondan dönen arabalardan birindeymiş gibi hissettim. Ben de gördüm Danyar’la Cemile’nin aşkını, ben de işittim Danyar’ın