"Ben öyle bir şehre hicretle emrolundum ki bu şehir, diğer şehirlere üstün gelir. Münafıklar bu şehre, 'Yesrib' derler. Bu şehir, 'Medine'dir. İnsanların kötülerini demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi giderir."
- Hz. Muhammed (s.a.s)
Buhârî, Fezâilu'l-Medine, 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 237-247.
Yesrib'in kelime manası; zarar vermek, karıştırmak, başa kalkmak ve bozmak gibi olumsuz bir anlam içermektedir. Efendimiz (s.a.s) buraya hicret edince böyle güzel bir beldenin, peygambere ve onun davasına kucak açan bir yerin böyle bir kelime ile anılmasını hoş görmedi ve buraya şehir anlamında Medine dedi. Medine'nin kelime anlamı ise, içerisinde "deyyan" olan yani hâkim olan belde anlamındadır. Aslında Medine'nin anlamı; hukukun hâkim olduğu belde demektir. Daha sonra ise onlarca güzel isim ile bu belde isimlendirilmiştir.
Es'ad B. Zürâre dünyaya merhaba dediğinde daha İslâm, Mekke sokaklarında söz söylemeye başlamamış, tam 21 yıl sonra miladî 610'da semanın kapıları açılacak ve Cebrail vahyin ilk mesajlarını Efendimiz'e (s.a.s) ulaştıracaktır. Dolayısı ile Es'ad B. Zürâre'nin çocukluk ve gençlik dönemleri Yesrib'de kavminin arasında geçmiştir.
Es'ad, uzaktan da olsa Ebû Eyyüp el-Ensâri'nin akrabasıdır. Büyük sahâbî Sa'd b. Muaz'ın ise teyzesinin oğludur. (Sa'd b. Muaz'ın annesi Kebse bint Rafi'dir.) Zaten bu yakınlıktan dolayı Sa'd b. Muâz, Hz. Mus'ab'ın Medine'ye ilk gelişine Es'ad b. Zürâre vesile olduğu için karşı çıkmamış, ama sonra insanların İslam'a girişlerinden dolayı endişelenmiş, Hz. Musab'ı Medine'den sürüp çıkarmayı düşünmüş, ama nihayetinde onun vesilesi ile imana yürümüştür.