Neden konusmuyorsun, dedi.
Sustu kadın.
Susmak zor zanaat dedi.
Hak verdi.
Konuşsana susmasana, diyerek nara attı.
Gözlerini kapatıp iç çekti kadın.
Öyle olsun, sen sustun ya ben de susarım, dedi.
Bekledi kadın, ancak ne adam sustu ne de kadının ne zaman sustuğunu hatırına getirdi. Oysa susmakla başlardı kadının içindeki hesaplaşmalar. Dili susunca ruhu konusurdu. Adam tasavvur ettiğindeyse fırtına sonrası sessizliği bozan kapının kapanma sesi oldu. Kadın konuştu adam sussun istedi. Kadın sustu adam konuşsun istedi. Adam son ana kadar ne istediğini bilemedi belki de... oysa öyle miydi gerçekler?
Erkek miydi tek suçlu? Peki kadın? Konuşunca mı yoksa susunca mı kabahatli oldu? Ya dinlemek neredeydi ilişkide? Sadece bağırışları, kavgaları değil birbirlerini dinlemek? Belki de sessizliği dinlemek?
Hep insan konuşacağı birini yoldaş bellemeli denir ya! Hayır azizim hayır! Fikrimce susabileceği sükutu lisan eyleyen birine gönül vermeli.