İnci eseri; Meksika kıyılarındaki denizcilik ile uğraşan yoksul bir inci avcısı olan Kino’nun hayatı anlatılmaktadır. Yoksul biri olan Kino, akrep sokan çocuğu Coyotito’yu tedavi ettiremediği için zengin olmak ister ve tanrıya dua eder. Duası kabul olmuş ve devasa bir inci bulmuştur fakat bu büyük ve görkemli inci ona mutluluk vermemiş, kötülük ve felaket kapısını çalmıştır.
John Steinbeck’in okuduğum ilk eseri ve bu gidişle sonda olmayacak. Yazar esere başlamadan önce bizlere şöyle diyor; Bu öykü bir kıssaysa, belki de herkes ondan kendine göre bir anlam çıkarıyordur, kendi yaşamını onda yorumluyordur.” diyerek bu kısa öyküden her birimizin farklı anlamlar çıkaracağının sinyallerini veriyor.
Mesela; Kino’nun çevresindekilerin inciyi ele geçirmek için yapmadıkları şey kalmıyor burada da insanların çıkarları için neler yapabileceğini görmüş oluyoruz. İnsanları zengin, fakir ayrımı yapmadan tedavi etmesi gereken doktorun fakir Kino’yu tedavi etmeyip, inciyi bulduktan sonra tedavi etmek istemesi, çaresiz insanları nasıl sömürdüklerini bizlere gösteriyor. Kino’nun inciyi bulduktan sonra herkesin bukelamun gibi renk değiştirmesi ne kadar acı bir durum diye düşünmeden edemiyor insan. Kino’nun ise zengin olma hırsının insanı nasıl felakete sürüklediğini gösterek bir çok insana ders vermektedir. Bir solukta okunabilecek bu eseri ertelemeden okuyun derim.
Keyifli okumalar :)