Neyi, niçin hissettiğimizi anlamak için kendimizi takip etmek gerekiyor, başkalarının hayatını değil, nesiller önce göçüp gitmiş insanlarınkini hiç değil. Onlar kendi bahtsızlıklarını kendi çaresizlikleri içinde yaşadılar, bugün bizim başka benliklerimiz ve şartlarımız var.
Sağlık, başkalarının kendileri için sorumluluk almasına izin verme, takat getiremeyeceğini hissettiğinde de "hayır" diyebilme kabiliyetidir. Bir söz vardır, "iyi çitler iyi komşular inşa eder," diye. Sınırları koruyabilmek ruh sağlığı için vazgeçilmez önemdedir, vaktinden evvel hayatın ağır yüklerini omuzlamayalım ki sonra o yüklerin altında ezilmeyelim.
Çocuğun ebeveynlerini umursamamak gibi bir seçeneği yoktur çünkü onların onayından, sevgisinden mahrum kalmak ya da ebeveynleri arasında yaşanacak şiddete mani olmamak gibi vahim sonuçları olabilir kayıtsızlaşmanın. Bu sorunları çözme vazifesinin kendisine ait olmadığını ve çabaladığı halde aynı sorunların neden hâlâ devam ettiğini anlama imkanı da yoktur çocuğun. Bu durumda yalnızca daha dikkatli olmayı ve daha iyi sezmeyi öğrenir.
Kendisinden fazlasıyla feragat eden bu benlik, ebeveynleşmiş çocuğu kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten ve bu ihtiyaçları karşılamaktan alıkoyar. Çocuk başkalarının ihtiyaçlarını gözetip onları ön planda tuttuğu ölçüde değer kazandığını düşünür. Bu nedenle, ebeveynleşmiş çocukların yetişkinlik zamanlarında sağlıklı, dengeli sınırlar koymakta zorlanmaları ve istismarcı ilişkiler ağında mütemadiyen sömürülmeleri mümkündür. "Küçük anne, kelepir kız" diyordu bir şiirinde Cemal Süreya.