İnsanları yargılamaktan onları duymaya ve sevmeye fırsat bulamıyor gibiyiz. "Acaba şu an ne düşünüyor ya da ne yaşıyor olabilir?" Sorusunu samimiyetle sorabilirsek, karşımızdaki ile bağ kurmak için neler yapabileceğimize dair bir kapı aralayabiliriz. Buraya gelirken hangi keder ve örselenme duraklarından geçti? Ben onun yerinde olsaydım nasıl hissederdim?
Nasıl güneşe ve ölüme çıplak gözle bakamıyorsak kendi mağaralarımıza, gölgemize, karanlığımıza bakmak da zordur. Yanmayı göze almayan bilemez. Ama Kahraman da bilmeye gelendir. Kendi hayatlarımızın kaptanlığını bu bilme seferinin sonunda elde ederiz.
Duygusal şüpheci, doğru olduğunu hissettiği şeyin aslında doğru olduğundan emin olamayacağını bilen kişidir: kuşkuculuğu sayesinde başka fikirlere açık olabilir, "haksız çıkma cesareti" gösterebilir, başkalarına karşı daha cömert ve alçak gönüllü davranabilir.