Divan edebiyatımızın dev şairleri bugün ileri sürülen her çeşit iddiaya rağmen kendi toplumsal şartlarıyla kendi insanımızda kopmaz bağlar kurmuşlardır. Ölümsüzlüğün sesini bu bağlarla yakalamışlardır. O çağ çoktan kapanıp gitti. Fakat şairin sesi hâlâ yankılanıp durmakta. Çünkü Divan edebiyatı şairi geçici olana değil, ebedi olana eğilmiş, bedenin değil, ruhun sesine kulak vermiştir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sanat insanın sesidir. Bu sesin ebediliğe perçinlenmesidir. Sanatçı ise bu işin ustası. O kendi sesini duyururken aslında yalnız kendi sesini duyurmuş olmuyor, bütün insanlığa, özellikle kendi toplumuna da sözcülük etmiş oluyor.
Bizim kürsü de söylediklerimiz orada toplananların yüzünde soğuk soğuk esti. Toplantıdan sonra ilgililer bizi tebrik etmeye adeta özen gösterdiler. Solculuk ve batıcılık cereyanları ve Alman kültür merkezi vesair yabancı okul ve merkezlerin genel havasının politikalarının, kasıp kavurmalarının dışına, hem çok dışına taşmış, adamların rüyalarını bozmuştuk.
Gençlik ve geçen uzun yıllar parmağı deldikten sonra kapı pervazını parçalayan kurşunun izini durmadan onarmıştı. Biz Duran teyzenin parmağında, gösterdiği yerdeki belli belirsiz ize bakar, ama daha çok, mavzerini genç bir kadını öldürmek için çeviren karanlık ruhu düşünürdük.
Genç kızlığında, belki de yeni evliydi, Maraş'ı Fransızlar işgal etmişlerdi. Yerli Ermeni ve Yahudiler, işgalcilere katılmış, geniş hoş görüsünde yüzyıllarca yaşadıkları Müslümanlara kurşun sıkıyorlardı.