Hakkiyle okuyanlarla okuma dışındaki mesleklere kabiliyetli olanları da birbirinden ayırmalıyız. Her türlü çalışma tarzı, ahlâkî ve insanîdir, hepsine ihtiyaç vardır. Mekteplerden, fazla sayıda randıman istemekten vazgeçelim. Hakikate hiyanet etmemek için hakkıyle okuyamayanlar, okuma kabiliyetleri pek kıt olanlar mektepten çıkarılmalıdır. Mektepten resmilik özellik farkları kalkmalıdır. Mektebin eşiği, mabet gibi, ahlak dünyasının, ruh dünyasının eşiği olmalıdır.
Talebe, hayat adamı değildir. Bir insan, birçok işleri, meslekleri aynı zamanda yapamadığı gibi,talebenin de kendine ait olan ruhi teşekkül mesleğinin dışında başka işlere harcayacak vakti, enerjisi yoktur. Talebenin umumiyetle yatılı mekteplerde olduğu gibi, bütün zamanını ders için, ders ve mektep etrafında geçirmesinin temini lazımdır.
Çocuk hürriyeti, çocuğu sokakta ve nihayet yalınayak, şehirlerin büyük caddelerinde sahipsiz bıraktı.Bunlar Hürriyet değil ruhumuzu kullanma cehdini kaybetmek, hayata hizmet fedakarlığını çok görmek ve böylelikle insanı, serazatlığa, ibtidaîliğe, şuuursuzluğa, yani nizamsızlığa tertekmektir.Bu,her tarafa sıçramak isteyen dümensiz hayatın şuura karşı koymasıdır. Medeniyet, işte bu hayatı dümenleyen, ona layık olduğu en feyizli ve yaratıcı istikameti gösteren Bir kelime ile, medeniyet, nizam demektir.
Kadın hürriyeti, kadını yalnız bıraktı.Cemiyette fertlerin ve zümrelerin karşılıklı sahip oldukları mesuliyet duygusunun inkârından ibaret bir anlayışa bağlanan bu fikir,hakikatte kadını yapabileceği birçok şeyler üzerinde kabiliyetsiz hale getirmekten başka bir şeye yaramadı. Türk kadını devlet idare eder, İslam kadını ilim neşrederken birçok mesuliyetler ve kayıtla bağlı idiler.
Dindar adam, başkalarından daha çok bilen değildir, daha ziyade kuvvetli olandır.İnsana yalnız dinin sağlayabildiği bu ruh kuvveti, içimizden bizi Allah'a doğru götüren enerjinin kaynağıdır.