Fakat Mara, örgüsünü almadan evden çıkmamaya başladı ve başını kaldırmadan, top top yünler kullanan bir örgücü olup çıktı. Örgülerine her şeyini katıyordu: yalnızlığını ve öfkesini, yanıtlanmamış sorularını. Ördüğü desenler ne kadar zor olursa o kadar iyiydi. Hüznünü yutması için karmaşık, yıldız Norveç desenleri; asabiyete karşı bembeyaz moher; suçluluk ve utanç hissini bastırmak için tarak genişliğinde şişlerle örülmüş bir ceket...
Kamp onları, bir kemik ve kas yığınına dönüştürmüştü; gözleri çökmüş, etleri eriyip gitmişti. İçlerini kemiren feci açlıktan ve dinmeyen soğuk, bazen adamların en kötü, bazen de en iyi yönlerini ortaya çıkarıyordu: Bazı mahkumlar ellerindeki son ekmek parçasını diğerleriyle paylaşırken, bazıları gece olunca arkadaşlarının gizlediği yiyecekleri çalıyordu. Eskiden kendilerini dürüst olarak nitelendirenlerden bazıları, acımasız birer leşçil hayvana dönmüştü. Midelerine giren kramplarla çılgına dönmüşlerdi. Bazıları da içlerinde var olduğunu bilmedikleri iyilikler keşfetmişlerdi.