(Spoiler İçerir)
Gül Yetiştiren Adam Türkiye’nin kuruluş döneminde başlayan sancılı toplumsal dönüşüm sürecini anlatan bir roman. Keyifle bir çırpıda okunan iki hikâyeyi içermekte. Hikâyelerden biri inandığı değerler uğruna Kurtuluş Savaş’ına katılmış ve bu savaş sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ise kuruluş ilkeleri ve gelişiminin savunduğu ilke ve değerlerle çelişkisi karşısında kabuğuna çekilmiş ve sessiz bir protesto süreci yaşayan 80 yaşındaki Gül Yetiştiren Adam’ın öyküsü; diğeri ise Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme serüvenine uyum sağlamış muhtemel ikinci kuşak içerisinde yaşayan birtakım gençlerin seküler yaşantılarının çıkmazının öyküsü. Yazar bu iki hikâyeden hareketle okuyucunun “Hangi yaşam şekli daha anlamlı?” sorusunu yanıtlamasını hedeflemiş olmalı. Eser bir okuyucu olarak beni de rahatsız etti. Kitapta anlatılan değişimlerin kaçınılmaz oluşunu düşündüğümden bu rahatsızlığı yaşamış olabilirim.
İnanç ve değerler sorunun bugünün şartlarında tek bir odağa bağlanabilmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Yazarın kitapta da belirttiği gibi “İman gizli İslam açıktır.” fikrini örneklendirirken kullandığı ve İslam’ın açık yaşanmasına örnek olarak verdiği kılık kıyafet(şapka takarsan inanç ve değerlerini kaybetmiş dejenere biri olursun) örneğini yüzeysel buldum. Bu fikir eğer “Her insan inancını özgürce yaşayabilmeli” minvalinde verilseydi ve bu sorunun da ulus devlet inşa etme sürecindeki pek çok inanç ve inanış şeklini yasaklayan veya değiştirmek isteyen anlayışının yarattığı zulümlere değinilseydi belki daha gerçekçi ve sosyolojik bir değerlendirme olabilirdi. Bunun yanında gül kokusu yerine çimento kokan şehirler örneği gibi kentleşme üzerinden verilen örneklerin ve Maraş’ın eski ve yeni halini betimleyen bölümlerin ise daha gerçekçi