Füsun ile ellerimiz, kollarımız, bacaklarımız birbirine daha da çok değer, hatta birbirine o kadar karışırdı ki, bazan mutluluktan bayılacağım sanırdım. Bazan o kadar mutlu olurdum ki, geçen fotoğrafçıyı durdurur, fotoğraf çektirir, Çingene kadını durdurup hepimizin el falına baktırırdım. Bazan sanki onunla ilk defa tanışmışız gibi hissederdim kendimi. Orada Füsun'un yanında, kolum koluna, eline değerken, onunla evleneceğimizi düşünür, mehtaba bakarken mutluluk hayallerine dalıp gider, derken, bir kadeh buzlu rakı daha içer, sonra tıpkı bir rüyadaki gibi önümün kaskatı kalktığını ürpertici bir hazla fark eder, ama telaşa kapılmaz, cennetteki ecdadımız gibi suç ve günahtan iyice arınmış bir ruh haline girdiğimi, girdiğimizi hisseder kendimi hayalin hazzın ve Füsun'un yanında oturmanın mutluluğuna bırakırdım