Hayatın ırmağına kendinizi bırakmış, odalarımıza kapanıp denize varmazdan evvel bir kayaya çarpıp un ufak olmak için dua ediyorduk. Kendimizi o kayaya vuracak cesaretimiz yoktu. Sadece bekliyorduk.
Beklememeyi öğretiyorum çünkü kendime. Kurmamayı, hayatın işine karışmamayı bazen. Yarının kestirilemez hallerine önceden isim takıp da, koşullamamayı kendimi.
Bazen gitmenin mi, yoksa kalmanın mı daha zor, daha hüzünlü, daha çekilmez olduğunu anlamamız için hayatın bize bunu bilhassa yaptığını düşünüyorum. İki seçeneğin de kurtuluş olmadığını anlamamız için.
İnsan, kendisiyle kilometrelerce uzak düştüğü modern hayata ne zaman ikna olmuş diye düşündük ya sonra. Ne zaman alışmış şehrin kafesine kapatılmaya. Pencereden bakıp da sadece başka pencereler görmeyi ne zaman kabullenmiş.