Birinin bir şey verebileceğini ummak, ondan hayır beklemek ve onunla doymak ne tuhaftı! Çok parası olduğu söylenen dilenciler bile bu yüzden mi hep açtı? Dilenciye azıcık bir şey uzatıveren ne doyuracağını ne doyacağını bilerek o sonsuzluk hareketine neden uzanır? El neden almak öbürü neden uzatmak ister ve bu çaresizliğin hareketi insaniyetin işareti olarak neden sonsuzca yinelenir? Herkesin aldığı ve verdiği ile daha acıktığı bu sofra neden kurulur? Herkesin kendi fikrine daha inanarak doğrulduğu tartışmalar neden yapılır?
Söz aşinalık ve ezberdi. Ezbere edilen söze ezbere verilecek bir cevap memnuniyeti ve rahatlığı, onu hafifçe yerinden kıpırdatıp geri yerine koymak hayranlığı getiriyordu. Uzaktan ve yabancı bir yerden taşınan söz, ifade ve duyguya kapı hemen kapanıyor, yüz geri edip gitmesi bekleniyordu. Bazı bir şey diyecek olsam ya sessizlikle ya ya tanıdığın yanına çekilerek uzaklaştırılmaya çalışılmakla mukabele buluyordum. Anlamıştım ki dünya paylaşılmış. Kimin hangi parçayı elinde tuttuğu, onunla ilgili ne bildiği ve tuttuğunu ne değerde olduğu diğerlerine malûm değildi. Kulak duyduğuyla mamur, göz gördüğüyle mağrur, beden gidebildiği yer ve gerilebildiği kadarıyla mağmumdu.