"Batılı araştırmacılar çoğu kez şu soruyu soruyorlar: Bir zamanlar çok güçlü olan İslam dünyası nasıl oldu da XVII. ve XVIII asırlarda Batı'daki gelişmelerin gerisinde kaldı. Bu sorunun cevabının, öncelikle İslam dünyasındaki bir iç bozuklukta yatmadığına eminim. Ayrıca, kesinlikle İslam'ın gelişmeye engel olması filan da söz konusu değildir .Tam aksine, XVIII. yüzyılda ne oldu sorusunu sormadan evvel İslam dunyasının bin sene boyunca böyle muazzam bir başarıyı nasıl gerçekleştirdiği meselesini iyice anlamak gerekir. Bu, bizim İslamiyet'in başlangıcına ve tarihine gitmemizi, onu da anlamak için daha gerilere, yani miras aldığı İran-sami kültür geleneklerine kadar uzanmamızı gerektirecektir. Ancak ondan sonra XVI. yüzyıla doğru yol alabiliriz..."
"Çünkü yüce Allah'ın gücü sınırsızdır. Hiçbir şeyle sınırlandırılamaz, kontrol altına alınamaz. Kur'an bu gerçeği mü'minin kalbine nakşeder, bu sayede mü'min bu gerçeği öğrenir, tanır, içeriğinden etkilenir. Rabbine güvenip dayandığı zaman, hiçbir sınır, hiçbir engel tanımadan dilediğini yapan, dilediğini gerçekleştiren bir güce güvenip dayandığını bilir."
Orta Çağ'ın başlarında Müslümanar Batı'dan öğrenecek çok az şey bulurken, çok daha uzaktaki Çin'den birtakım teknikler ve hatta soyut fikirler almışlardır. Buna karşılık, Batılılar Müslümanlardan çok değişik türdeki kültürel alışkanlıkları ve kavramları benimsediler, bu benimsedikleri Batılıların kültürel gelişmesinde son derece önemliydi. Bu durum, tabii olarak, -en azından Orta Çağ'ın başlangıcında- Müslümanların kültürel gücünün üstünlüğünden kaynaklanıyordu...