Yeryüzünün gelişmiş ülkelerinin Ortadoğu petrolüne bağımlılık dereceleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeye yönelik dış politikalarını da biçimlendirmiştir. Geniş bir petrol rezervi olan ABD doğal olarak olarak başka nedenlerin de etkisiyle, İsrail’e hemen hemen tam destek verirken, bölgede çıkan petrole daha bağımlı olan Batı Avrupa ülkeleri ile Japonya daha ılımlı ve dengeli bir politika izlemişler ve hatta belirli konularda Arap davasını desteklemişlerdir. Petrol, Ortadoğu’daki Amerikan-Sovyet mücadelesinin de temel nedenlerinden biri olmuştur. Sovyetler Birliği, yeterli petrol rezervi olmasına rağmen, bölge petrolünün Batı’ya serbest bir biçimde akmasını engellemek için fırsat kollamış, ABD ise petrolün Sovyet denetimi altına düşmesini engellemek ve Batı Avrupalı müttefiklerine sürekli akışını sağlamak istemiştir.
İlk uygarlıklar arasında M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya'da Sümer uygarlığının parlak bir düzeye eriştiğini görüyoruz. Sümer’ler hayvancılık ve tarım yanında teknolo jide de oldukça ileri gitmişlerdi. Ateşte belli bazı mineralleri bakıra dönüştürebileceklerini, bakıra çeşitli biçimler verebileceklerini, bakır ile teneke alaşımından daha dayanıklı ve kaynaşmaya elverişli bronzu elde edebileceklerini biliyorlardı. Mısır'lılar da Nil boyunda biraz zaman farkı ile aşağı yukarı aynı teknik bilgi düzeyine erişmişlerdi.
Fransız devriminin Avrupa sahnesine daha bir şiddetle sunduğu ulusçuluk ve ulus-devlet olma hareketi, Avrupa'nın ortasında iki büyük devlete, yani İtalya ile Almanya’ya, ulusal birliklerini armağan ederken, Avrupa’nın daha doğusuna yayılarak, Osmanlı devletinin Balkan ve Ortadoğu’daki topraklarında yaşayan ulusların, bağımsızlıklarını alıp devletten ayrılmaları sonucunu doğurmuştur. Böylece, 19. yüzyılda, Osmanlı imparatorluğu içindeki azınlıkların teker teker bağımsızlıklarını almalarıyla, devletin parçalanma süreci de başlamıştır.