Bu kitap hakkında söylemek istediğim bir sürü şey , dokunmak istediğim bir sürü konu var ama nasıl başlayacağımı pek bilemiyorum . O yüzden ilk önce kitaptaki ana olaydan ve başlangıcından spoilersız bir şekilde bahsetmek istiyorum .
Locke Lamora Camorr ‘ un Hırsızbaşı tarafından satın alınarak onun himayesine girmiş bir yetimdir ta ki Gizli Barış ‘ ı bozup bir de üstüne Gölgeler Tepesi ‘ nin yegane kurallarından en önemlisini çiğneyene kadar . İşler bu hale gelince Hırsızbaşı ‘ nın acilen bir karar vermesi gerekir . Ya Locke ‘ ı köpek balıklarıyla oldukça kasa sürecek bir yüzmeye gönderecek ya da yaygın olan 12 Tanrı ‘ nın az bilinen 13 . ‘ süne mürit olarak verecektir . Locke ‘ ın asıl hayatı da işte bu az bilinen 13 . Tanrı olan Madrabaz Bekçi ‘ nin rahibi olan Peder Zincir ve diğer müritleriyle tanışınca başlar . Artık Locke Lamora tam teşekküllü bir hırsız olmak için yıllar gerektirecek bir eğitimin ve kariyerinin başlangıcındadır .
Bu olaylarla yeni hayatına adım atan Locke Lamora ‘ nın biz yetişkin halini okuyoruz kitabın büyük bir bölümünde . Geriye kalan kısımlarda ise “ Ara “ adı altında Locke ‘ ın ve yakın arkadaşları Calo ve Galdo Salza ile Jean Tannen ‘ ın geçmişlerini ve Camorr şehrine dair ayrıntıları okuyoruz . Ve bence bu bölümler olmasaydı kitapta ne olduğunu anlayamayacağımız büyük bir eksiklik olacaktı çünkü geçmişini , yaşadıklarını , korkularını ve dostluklarını bilmediğimiz bir karakterden yola çıkarak Locke ‘ ın yaptıklarını yeteri kadar anlamazdık diye düşünüyorum . Bazı yerlerde okuması daha uzun süren farklı ayrıntılardan da ben başkalarının aksine zevk aldım .
Kitabın dil ve anlatımından bahsetmek gerekirse eğer kişilik analizlerine , yer - mekan tasvirlerine , uzun ve detaylı olay anlatımlarına alışkın değilseniz ve en önemlisi