Ve Bir İdam Mahkumumun Son Günü bitti...
Kitabım ön sözünde yazar kitapta vermek istediği ana fikri anlatmış. Kitap ise bu fikirleri tasdik edici nitelikte yazılmış. En azından ben okurken bu hissiyata kapıldım.
Kitapta beklediğimi bulamadım ancak okuduklarımda da memnunum. Kitapta karekterin psikolojik durumunun ağırlıklı olarak ele alınacağını düşünmüştüm ama daha çok durum (idamın varlığı, çevredeki insanların tepkisi, ölecek birinin arkada bıraktıkları) ele alınmış.
“Evet sayın seyirciler bir oyun sergileniyor birazdan beden ve başın birbirinden nasıl ayrıldığını göreceksiniz bu oyunda önlerden yer ayırtmak için hızlı olun. Hadi iddiaya girelim, bugün kaç baş bedenden ayrılacak? İfadelerine bakın ne kadar da gerçekçi bir ifadeye bürünmüş. Sanki gerçekten de acı çekiyormuş gibi.... Ha-ha çok komik-....” Sanırım bir çok izleyici bu düşüncelerle, bu çılgınlıkla idamı izlemekten zevk aldı. Bunu oyun gibi düşündüler. İdama mahkum olan bireyin hisleri, düşünceleri, hayattaki varlığı göz ardı edildi. İki şehrin hikayesini okurken halk idam mahkumları üzerinden iddiaya giriyordu, ölümü izlerken haz alıyorlardı. Giyotine (Sert bayan giyotine) övgüler sıralıyor, giyotinin varlığını doğal bir olay olarak algılıyorlardı. Bu açıdan her iki kitaptaki insanların davranışları çok benzer. Onlar için bu bir ölüm değil eğlence.
Victor Hugo kitabın ilk bölümünde okuyucular arasında bu kitabı nasıl bulduklarına dair diyaloglara yer vermiş (Tahmini olarak yazılmış bir kurmaca). Diyaloglarda kitap hakkında yorumlarda bulunuyor “Aslında iğrenç bir kitap, insana kâbus gösteren bir kitap, insanı hasta eden bir kitap.” Olarak niteleniyor ve yazarı kendilerini
idamı, giyotini, celladı düşündürmeye zorladığı için kızıyor bunun haksızlık olduğunu düşünüyorlar!..
21. YY’dayız idamın varlığı