Ezel

Fizik önemli!
“Mülâkat ile benim fiziğim arasındaki bağlantıyı.” Davut uyandı, kızardı. “Ehhe...” dedi. Sonra, “Öhhö...” diyerek devam etti. “O bakımdan değil benimkisi...” Konuştukça battığını bilip gene de konuşur ya insan, o hesap. “Bilirsiniz... bizim işimizde fizik büyük önem taşır da o bakımdan...” “Niye? Siz sigortacı değil misiniz?” Kız resmen, “Ben sizi sigortacı sanıyordum, meğer siz pezevenkmişsiniz,” demeye getiriyordu.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ne de olsa Şadıman Beyefendi’nin torunuydu. “Olacak olan her şey oldurulur,” derdi Şadıman Beyefendi. “Olur!” teşhisini kabul etmezdi. “Hiçbir şey olmaz, her şey oldurulur!” der çıkardı işin içinden. “Hatta oldurtturulur. Kişinin elinde olan hiçbir şey yoktur. O öyle zanneder. Şu âleme, kendi kararını kendi verebilmiş, kendi kaderini kendi belirleyebilmiş bir Allah kulu gelmemiştir henüz, gelmeyecektir. O telefonu açma, kaderin değişir, bu kapıdan bir saniye geç çık, kaderin değişir, onunla değil, benimle tanış, kaderin değişir, oraya basma, buraya bas, kaderin değişir. Niye bastın? Bastın mı? Hayır efendim, bastırttırıldın! Senin elinde olan bir şey yoktu, oraya basman icap ediyordu ve kâinatın düzeni senin keyfine bırakılamazdı. Bastırttırıldın bu sebepten. Bir teklife ‘Hayır’ veya ‘Evet’ diyen kişi değilsin sen. ‘Hayır’ veya ‘Evet’ dedirttirilen kişisin. Ama sen anlamazsın tabii. Bön bön bakarsın böyle. Uyu. Uyu sen!”
Katıla katıla gülmeye başladı kız. Aslında gülmek istediğinden değil, ne yapacağını bilemediğinden gülüyordu. Davut, “Gökhan’la dayanışmayı kes!” imasını profesyonel bir imayla mı ima etmişti, yoksa “Onunla ilişkiyi kes, benimle ilişkiye geç!” imasıyla mı? Yoksa böyle bir ima hiç yoktu da bu mu kendi kendine ima etmeye çalışıyordu?
Bir insana üç defa büyük ikramiye çıkar, üçünde de biletini kaybederse bir bilet daha gönderir mi Allah ona? Göndermez. Ben de olsam, ben de göndermem. Salaksın sen, salak!”
“Yav?”
Şamar üstüne şamar indiriyordu felek. İki günden beri bir gram uyuyamamıştı. Aklı fikri Davut’ta, aklı fikri Davut’un gördüğü rüyada, aklı fikri Davut’un mazisinde, aklı fikri Davut’un istikbalindeydi. Otuz seneyi birden, hiçbir enstantaneyi birbirine karıştırmadan, hiçbir ayrıntıyı unutmadan elifi elifine hatırlayıp gözünün önüne getiriyor, bu hatırlamaları esnasında hiçbir şey düşünmüyor, sadece adam gibi, doğru dürüst, elifi elifine hatırlamakla yetiniyor, ortalıkta kimse yoksa bir kuytuda ağlıyor, ağlamaları esnasında da hatırlamaya devam ediyor, her şey bitip de yeniden günlük hayatına dönünce, düşünülebilecek her şeyi düşünmüş, her şeyi bir araya toplayıp üst üste yığmış, bu yığdıklarını sıkı sıkı balyalamış, balyanın da iplerini adamakıllı büzerek otuz senenin aklına getirdiklerini tek bir kelimeye indirgemiş, o muazzam sırrı tek bir kelimeye sıkıştırmış gibi tek bir kelime ediyordu: “Yav?”