Cesur Yeni Dünya; bir distopya kitabı gibi başlayıp, ütopya/distopya ikileminde okurun kafasını karıştırarak düşünmesini sağlayan bir kitap.
İnsanların 5 kategoriye ayrılarak (alfa, beta, gama, delta, epsilon) bebekliklerinden itibaren buna göre yetiştirilmeleri, sorgulamayı ve düşünmeyi unutturulup kendi hallerinden memnun biçimde yaşamaları, yaşlanmamaları, karşılaştikları en ufak sorunda soma denen uyuşturucuya sığınarak bütün yaşamlarını sahte bir mutlulukla geçirmeleri ve bunun doğruluğundan zerre kuşku duymamaları.. Ilk başta klasik, baskıcı bir distopya gibi başlasa da ilerleyen sayfalarda Mustafa Mond ve Vahşi'nin diyalogunda ara ara Mustafa Mond'a hak verişim kitabın ütopik taraflarını da görmemi sağladı. Ancak yine de distopik yönün ağır bastığı kanaatindeyim.
"Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir."
Bu sözler Otomatik Portakal'da geçiyordu. Cesur Yeni Dünya'da insanlar kişiliklerini yitirmişler, bu yüzden yaşadıkları hiçbir duygu tam olarak gerçek değil.
Şu an yaşadığımız Dünya'da neyin peşinde koşuyoruz, mutluluğun mu ?
Peki ya mutluluk bizi zevklerle boğup kendi kişiliğimizden uzaklaşmamıza neden olacaksa ?
Bütün yaşamımız boyunca kendimizden ve kendi gerçekliğimizden kaçıyoruz belki de.