Fatma FERHAT

Fatma FERHAT
@FATMA_FERHAT
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık
Şanlıurfa
13 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
​"Sana, beni asla tanımamış olan sana... ​Çocuğum dün öldü... Şimdi bu dünyada bir tek sen kaldın, benim için sadece sen varsın, ama senin benden haberin yok. Sen şu anda masanın başında tasasızca oturuyor ya da birileriyle eğleniyorsan, ben hiçbir şey hissetmeyen, yabancı bir kadınım senin için. ​(...) Benim aşkım, bir hücrenin karanlığında, aynanın karşısında büyüyen kör bir çiçek gibiydi; sessiz, gizli ve yalnızca senin yönüne doğru boy atan... Beni hiç tanımadın, hiçbir zaman tanımayacaksın. Ama benim sana olan aşkım, ölümümden sonra bile senin etrafında dolanmaya devam edecek. ​Sana sitem etmiyorum, sevgilim, hayır, sana sitem etmiyorum. Seni, olduğun gibi seviyorum; ateşli ve unutkan, sadık ve hain. Seni sadece ve sadece sen olduğun için sevdim."
"Mesafeli olmamın en iyi yanı budur; kararlarını sorgulayamazlar, düşüncelerini yargılayamazlar ve sen izin vermedikçe hayatına dahil olamazlar."
Ne olup bitti de dünyada görünür ve görünmez, somut ve soyut hemen her varlık kendi sınırlarının dışına çıktı, çıkarıldı ve bir şekilde doğasına özgü nitelikleri kaybetti? Ne oldu da insan, insanlık mücadelesinde yenildi? Ne oldu da estetik çirkinliğe, ahlak ahlaksızlığa, inanç inançsızlığa, hak batıla boyun eğer hale getirildi? Ne oldu da insanın bize ulaştırdığı nakış nakış işlenmiş değerlerin ipi çözülerek karmaşık bir yumağa dönüştürüldü dünyamız? Yüzlerce sebebi bulunabilir bu soruların. Ama ipin koptuğu yerlerden birinin ahlak ile aynı kökten gelen, aynı kökenden fışkıran edebiyatın önce insana yabancılaşması ve insandan uzaklaşması, ardından insana küsmesi olduğu açık. Küstürmekle kalmadık, o kayayı bile merhamete getirip arasından incir gövdesi görünür kılan duygu güzelleştiricilerini, aşağıladık da hakikatlerinin yerine sayısız imitasyonlarını koyup kendimizi avutup durduk, avutup duruyoruz.
Evet; zaman bir göstergedir ve geçmiş, bugün dediğimiz şeyin içinde saklı duran bir anılar yumağıdır. Yaşadığımız her şey ardımızdan yuvarlanıp birikerek şimdiyi oluşturduğu için geçip gitmiş kaybedilmiş bir şey de yok aslında.
Sistem bireye bir şey olmayı sürekli dağıtıyor, doğduğumuz andan itibaren sanki bir şey değilsiniz, zaman içerisinde bir şey olmak zorundasınız. Bu elbette düzenin belirlediği bir süreç, yani oku, ders çalış, vatan ve millet için faydalı bir insan ol, üniversiteyi bitir, yapabiliyorsan yüksek lisansını yap, askere git gel, işe gir, tüketim nesnelerini satın al ve hayatını bu minval üzerine tamamla. Önceden belirlenmiş bir yaşam var ve belirlenmiş bu yaşamın dışına birey olarak çıktığında "sapkın" oluveriyorsun. Beklentileri karşılamadığın zaman, gerek ailenin senden istediği gerek toplumu isteklerini karşılamadığın zaman sapkın oluyorsun ve bu herkesin üzerine bir "yük". Gerçekten kimse ne olmak istiyor bilmiyor. Ben öğretmenlik yapıyorum, bazen öğrenciler bana soruyor "Hocam ben neyi tercih edeyim?" Ben de "sen ne olmak istiyorsun?" dediğimde öğrenci "hukuk da istiyorum, turizm de istiyorum...." diyor. Peki gerçekten o öğrenci ne istiyor... Ya da aile ve toplum ondan ne bekliyor....