" Hac, sakinliği reddetmektir. Hayat, hedefi bizzat kendisi yani ölüm olan şeydir. Bir tür soluk alıp veren, can taşıyan ölüm. Murdarca yaşamak, Kokuşmuş varoluş."
Hac ziyaretçisi, hac dönüşünde akrabalarını, tanıdıklarını, dostlarını ve komşularını davet eder. Bu gelenek dolayısıyla, her yıl hac meselesi düşünce ve zihinlerde şekillenir, bahis konusu edilir, herkes, Yaradan ve yaratılanlarla olan buluşmasinda elde ettiklerini kendi memleketine getirir, kendi toplumuna armagan eder. Bu, her yıl gücü yeten azınlıgın pratik olarak ve gücü yetmeyen cogunlugun teorik olarak hacca katıldığı "büyük hac öğretimi"dir.
Bir aydın, kendi halkına karşı, bir Müslüman, imanına karşı sorumluluk duygusu taşır. Müslüman aydın ise iki yönlü bir sorumluluğa sahiptir. O, hem imanının ve aşkın degerlerinin bozulmasından, hem de halkının çöküşünden izdirap duyar. Onun gördüğü en büyük ızdırap ise toplumunun, ölü bedene hayat veren, kör gözü gördüren Mesih ruhlarla birlikte olduğu halde ölüp gitmesi ve görmez olmasıdır.