19. Yüzyılın en etkin ve devrimci güçlerinden olan ulusçuluk ilkesinin, bu yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da yozlaştığı ve özgün niteliğini yitirdiği görülür. Çünkü, zamanın ulusçu düşünürleri, giderek, uluslar arasındaki farklılıkları abartmışlar ve farklılıkların nedenini çevre ve eğitimden çok doğuşla açıklamaya çalışmışlardır. Böylece, ırkçı düşünceden de kök alan ulusçuluk ilkesi, giderek ve çok yalın bir anlatımla, şu anlayışa varmıştır: "Her ulus, doğuştan hakkı olan isteklerini gerçekleştirmede özgür olmalı ve bu konuda hiçbir sınır tanımamalıdır." Bu yeni anlayış, ulusçuluğun sömürgecilik ve emperyalizme dönüşmesinde önemli bir unsur olmuştur