Firdevs

Çocukluğumda yetişkinlerin hayatlarının nasıl olduğunu anlatsalar inanmazdım
O sıra yirmi dokuz yaşımdaydım. Michel'se otuz yedi. Çocukluğumda yetişkinlerin hayatlarının nasıl olduğunu anlatsalar inanmazdım. Bu kadar tamamlanmamış olabileceğine kesinlikle inanmazdım. Gençken bizden yaşlı olanlarda öylesine fazla yetki ve güven vehmederiz. Michel de, ben de çok şey yaşamıştık, ama Jura Dağları'nın ucuna kadar Rhône havzasında yol alırken ikimiz de çocuk gibiydik. Şimdi yeniden düşündükçe bizi koruyasın geliyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Uyku tutmadığı zamanlar öylece uzanıp kendi kendime konuşurdum. Küçük parmağımla konşurdum. Başlangıçta ne vardı? diye sorardım. Sessizlik. Allah dünyayı yaratmazdan önce ve dünya, manganez ve dağlar yokken, ne vardı? Parmak sallanırdı. Masada örümcek görsen, örümceği aşağı atsan masa kalır, masayı dışarı taşısan döşeme tahtaları kalır, döşeme tahtalarını söksen toprak vardır, toprağı arabaya doldurup götürsen dünyanın öbür tarafındaki yıldızlı gökyüzü vardır, öyleyse başlangıçta ne vardı? Parmak cevap vermezdi, ben de onu ısırırdım.
Onu orada görebiliyorum. O bizi göremez. Hep bir ağız- dan bağırsak işitmez bizi. Ölüler dünyanın bütün dinamitlerine karşı sağır.

Firdevs

, bir kitap okudu
7/10
·144 syf.·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2023 13:53
·
2023 6. kitabı
Voltaire
8/10 · 7bin okunma
Çok yerinde bir soru sevgili Lynn Margulis
Tercihler O günlerde, bir film hepimizi derinden etkilemişti: The Red Shoes [ Kırmızı Pabuçlar]. Filmdeki kızıl saçlı balerin Moria Shearer' idolleştirmiştik. Yıllar sonra görme şansına sahip olduğum, Akdeniz'de Nice civarında, deniz üssü bulunan bir yerin (Villefranche-sur-Mer) yakınında çekilen bu romantik film bale sınıfındaki arkadaşlarımı büyülemişti. Bu güzel balerinin prima donna [baş kadın oyuncu] olarak sergilediği yetenek, onun seksi, yakışıklı sevgilisine duyduğu gerçek aşk kadar heyecan vericiydi. Oysa ben, filmdeki melodrama karşı kızgınlık hissettiğimi hatırlıyorum. Bence, kadını kaderine sürükleyen hayatındaki bu ikilem tamamen saçmalıktı. Neden kendini bir erkeğe adamakla bir kariyere adamak arasında "seçme zorunluluğu" vardı? Kadını kendi yıkımına götüren çılgınlığa neden olan ruhsal uyumsuzluğu ne tetikledi? Açıkça ortada bir karşılıklılık ilkesi yoktu: Eğer başrol oyuncusu bir erkek olsaydı seçmeye zorlanmayacaktı. Erkek, hiç uğraşmadan kadını karısı olarak alacaktı. Bunun yerine, mükemmel bir dansçı olmanın getirdiği amansız bir baskı altında, balerin, dans eğitmeninin kendi dünyasındaki sahnenin merkezinde, spot ışıkları altında kalmasına yönelik taleplerine boyun eğer. Ama aynı derecede aşık olduğu erkek tarafından başka bir zorunluluğa da itiliyor: Sevgilisi onunla evlenerek bir aile kurmasını talep eder. Neden sadece, sevgilisiyle evlenip çocuklarını doğurup dans etmeye devam edemezdi ki? Hollywood bu çıkmazı, kadın kahramanın bir uçurumun kenarından denize yaptığı kahramanca atlayışla trajik bir şekilde çözdü. Beni çileden çıkaran şey sağlıklı, güzel ve hırslı bir balerinin, hayatını yönlendiren iki erkeğin ya-öyle-ya-da-böyle dayatmalarını kabul etmek zorunda kalması fikriydi. Bunun yerine hepsini seçmiş olsaydı filmi, ölümcül ikileme
Sayfa 24 - Gingo bilim