...cüzdanından sararmış bir fotoğraf çıkarıyor, "Bakın bakalım, şu delikanlılağı tanıyabilecek misiniz?" diyordu. Çevresindekiler de alıp bakıyorlardı ister istemez: beş, on adım ötelerindeki tabutun içinde yatan adamın torunu yaşında, gür saçlı, kocaman yakalı, incecik kravatlı bir genç adamın üç aşağı beş yukarı kendisi gibi giyinmiş, ama olmayacak gibi yakışıklı, genç ve sakalsız bir Peygamber'in yanında gülümsediğini görerek bir tuhaf oluyorlardı. Ne var ki, Peygamber'i Rahmi Sönmez'le birleştirerek ozanlar dünyasına yeniden katılmasını sağlamak şöyle dursun, Peygamber/Rahmi Sönmez bölünmesine yeni bir bölünme daha ekliyordu bu fotoğraflar: üzerlerindeki yakışıklı genç adamla cami avlusundaki ak sakallı adam arasındaki bölünmeyi. Bölünmeyi karşıtına dönüştürmek için küçücük bir çaba yeterdi belki, ama yıkılmış bir kentin üzerine kurulmuş yeni bir kentin insanları bastıkları toprakların altında bir zamanlar başka bir kent bulunduğunu uslarına getirmeden yaşadıkları gibi, Peygamber'in uzattığı fotoğraflara bakanlar da bu sararmış görüntülerin özdeksel düzeyini aşamıyorlardı.