Emirhan

Bazı tipler araştırıcı, risk alıcı, birleştirici ve “normal dışı” tutumlar açısından daha zengin bir repertuvara sahip davranışlar sergilerler. Bu onların yapısında vardır adeta. Ayrıca bu tiplerin genellikle daha yaratıcı düşünce ve çözümler ürettiğini de biliriz. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, bu tip insanlarla bazı zihinsel hastalıklara sahip insanların ortak bir yönü olabileceğini gösteriyor. Bunlardan bir tanesi, dopamin maddesinin beyinde etki görmesini sağlayan D2 tipindeki dopamin algılayıcılarının sayısının normalden daha az olması gibi görünüyor. Bu durum hem yaratıcı düşünce üreten insanlarda hem de şizofreni gibi zihinsel sorunlardan muztarip kişilerde gözlenen ortak bir özellik. Özellikle beynin talamus adlı orta bölümündeki bu alıcı molekül azlığı, bu insanlardaki davranış değişikliğinin altında yatan temel etken olabilir diye düşünülüyor. Mekanizma tam olarak şöyle işliyor: Talamus, beynin tam orta yerinde, beyne giren ve beyinden çıkan bilginin süzüldüğü, hangi bilginin nereye gönderileceğine karar verildiği bir iletişim santrali gibi görev görür. Dopamin, bu santralin süzme işlevini yapmasında önemli bir rol oynar. Bu sayede zihnimizi bir sorun üzerine odaklayabilir, o soruna dair öğrendiğimiz yöntemleri diğer fikir ve düşüncelerden ayıklayarak uygulayabiliriz. D2 alıcılarının normalden daha az olması durumunda ise bu filtre sistemi biraz daha az seçici çalışır ve böylece bu kişiler, herkesin baktığı şeylere bakarken, süzgeç sistemleri iyi çalışmadığı için bambaşka şeyler düşünebilirler. Bu da belli bir düzeyde yaratıcı düşünceyi tetiklerken, daha ağır durumlarda şizofreni gibi gerçekle hayalin birbirine karıştığı istenmeyen hallere yol açabilir. Yaratıcı insanlar arasında melankoli, depresyon, şizofreni, davranış ve madde bağımlılığı gibi
Sayfa 30
Emirhan
Tekrar dopaminle işaretleme ve zihinsel ödül döngüsüne dönelim isterseniz. Bu devreler sadece sizin okulda nereye oturacağınızı belirlemez. Her gün geçtiğiniz yollar, size “Nasılsın?” diye soranlara verdiğiniz cevaplar, yaptığınız espriler, giydiğiniz kıyafetler, seçtiğiniz ulaşım araçları; evlenmekten, market alışverişine, tuttuğunuz takımdan sevdiğimiz yemeğe kadar her şey beyninizdeki bu işaretleme ve ödül sistemi aracılığıyla işaretlenmiş ve kayıt altına alınmıştır. Neredeyse tüm gündelik davranışlarımızda aynı sistemin etkisini farklı şekillerde görebiliyoruz. Bu sayede bir dondurmacıya gittiğinizde, günümüzde sayısı canınızı sıkacak kadar fazla dondurma çeşidinin içinden “limonlu, kaymaklı ve tahinli” dondurmaları seçerek, kısa süre içerisinde sorunlarınızı çözebilirsiniz. Tabii bunlardan sıkılıp da yeni bir tat denemeye karar vereceğiniz o ana kadar…
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çeyrek asrı aşkın süreyle kurumsal hayatta “beyaz yakalı” olarak çalışmış olan bir arkadaşımız, hayatını artık başka şekilde devam ettirmek istediğini, canı isteyince geçici işlerde çalışmaya ve bolca gezmeye karar verdiğini söylediğinde, etrafındaki çoğu insan onu garipsedi. Annesi onun durumunu veciz bir şekilde “buna rahat battı” diye ifade ediyordu. Maaşlı ve sigortalı işini bırakıp tamamen belirsiz ve “anlamsız” bir maceraya atılmasını bir türlü kabullenemiyordu. Kendi eğitim şirketimi kurmak üzere üniversiteden istifa ettiğimde ben de benzer tepkiler almıştım; anlaşılabilir tepkilerdir bunlar. Çoğumuza öğretilmiş “akıntı” kodları arasında “güvende olmak”, “geleceği maddî olarak garanti altına almak” ve “rahat bir hayat sürmek” temel hedefler olarak genellikle sözsüz bir şekilde zihinlerimize yerleştirilmiştir çünkü. Bazılarımızda bu kodlar zamanla değişir yahut hiçbir zaman yerli yerine oturmamıştır ve bu arkadaşımız gibi kişiler, herhangi bir görünen ve makul neden olmaksızın, hayatlarını kendi kodlarına göre bir anda değiştirebilirler. Gelecekte ne kadar riski olursa olsun, bazıları için bu risk adeta bir ihtiyaç haline gelir.
Sayfa 23 - Tam olarak ben
Emirhan
Ölüme yakın yaşlı insanların çoğundan, yaptıklarından dolayı “pişmanlıklar” yerine yapmaya kalkışmadıkları hayalleri için “keşke”ler duyarsınız. Çoğu insan bir şeyler için “keşke yapsaydım” diyerek bu dünyadan göçer. Çoğu zaman o şeyleri neden yapamadıklarının cevabını da bulamazlar. İçlerinde bir yerlerden sürekli onlara hatırlatılan hayalleri, kulak asmadıkları takdirde yıllar sonra “keşke”ler olarak geri döner.
Yakın kuzenlerimiz Neanderthallerin 50 bin yıl öncesine kadar bütün Avrasya bölgesine dağılmış olmalarına rağmen bugün soylarının tükenmesinin sırrı belki de onların beden yapılarında gizlidir. Özellikle soğuk Kuzey Avrupa iklimlerine uyumlu aşırı kaslı, tıknaz ve kısa bedenleri ile Neanderthaller ileri düzeyde özelleşmiş yani belirli iklim koşullarına ileri düzeyde uyum sağlamış canlılardı. Son dönemlerinde soylarının tükenmesine neden olan etkiler hâlâ tartışmalı olsa da bundaki en büyük etkenin hızla değişen ve ısınmaya başlayan atmosfer koşulları olduğunda araştırmacıların çoğu hemfikirdir. Buradan alınacak temel hisse şu olsa gerektir: Bizlerin ataları olan Homo sapiens öncülleri, hiçbir ortama tam uyum göstermemiş ama her türlü ortama göre uyum sağlayabilme potansiyeli taşıyan uzmanlaşmamış bedenleri ile bu değişken dünya şartlarında ipi göğüsleyen şampiyon Hominid türü olmuş gibi görünüyor. Dolayısıyla bu beden, birbirinden çok farklı koşullara uyum sağlayabilme potansiyeli taşıyor. Buna bir de bireysel çeşitliliği yani her birimizin diğerlerinden farklı özelliklerle dünyaya gelişimizi eklersek, insanların nesiller içerisinde ne kadar farklı koşullara uyum sağlayabilecek çeşitler üretebileceğini biraz anlamaya başlayabiliriz. Bu tarihçenin burada bizi bireysel olarak ilgilendiren kısmı şudur: Tabiattaki “imkansız” koşullarda hayatta kalmak, hatta galip gelmek üzere bütün canlı türleri gibi incelikle uyumlanmış insan türünün bireyleri olarak, pek az yeteceğimiz doğuştan gelir. Aklımıza gelebilecek tüm insan başarıları bu nedenle dehâdan yahut şanslı doğmaktan değil, bu çok potansiyelli bedenin ve aşırı gelişmiş zihinsel donanımın imkânlarının “‘çalışma ve deneme” ile keşfedilmesiyle, geliştirilmesiyle oluşur.
Sayfa 20
Emirhan
Aklında kendince tasdiklemiş olduğu fikirlerin bir kitapta, özellikle de evrimi anlatan bir kitapta derlenmiş ve sunulmuş olması kadar insanı mutlu edebilecek çok az şey vardır sanırım…
Sosyal bir canlı olarak diğerleri ile bir arada kalmak ve uyumlu davranışlar gösterebilmek için ortak bazı kural ve inançları kabul etmemiz gerekir. Fakat bireysel hayatımız genellikle bu kurallara pek sığmaz. Bu nedenle çoğu insan sosyal hayatı ile özel hayatı arasında bir ayrım yaşar. Sokakta, evde davrandığı gibi davranmaz. Her düşüncesini eyleme dökmemesi gerektiğini bilir. İnsanın toplum içindeyken ön beyninin frenlerini sıklıkla devreye sokması gerekirken, daha samimi olduğu veya yalnız olduğu ortamda bulunan bir kişi ise daha rahat davranır. Bu toplum sağlığı için elbette iyi bir şeydir. Fakat her birimizin içinde o kendimize haz tarzımız, hayallerimiz, meşgalelerimiz ve adına iç dünya dediğimiz o zengin iç evrenimiz, varlığını her zaman sürdürmeye devam eder; biz onu sosyal kural ve teamüllerin ardına ne kadar gizlersek gizleyelim…
Sayfa 16
Emirhan
İnsanların sosyal kurallara uyması şüphesiz bize büyük rahatlık sağlar. Birlikte iş görebilme ve sosyal organizasyonun hatasız işlemesi için kurallara ihtiyacımız vardır. Fakat biz medeniyetin “icadından” beri geçen zaman ve nesiller boyunca, medeniyetin kuralları içinde yaşamaya o kadar alıştık ki, bu kuralların olmadığı yüz binlerce yılda bizi tabiatta hayatta tutan düşünüş ve davranış kalıplarımızın çoğunu modern hayat içinde susturmak ve bastırmak zorunda kaldığımızı göremez hale geldik. Binlerce yıllık kanun, kural, teamül, gelenek ve alışkanlıklarımız bize sanki “insanın doğası böyleymiş” gibi gelecek kadar içsel kontrol unsurlarına dönüşmüş gözüküyor. Avcı-toplayıcı dönemlerde neredeyse her bir bireyin hayatta kalmak için devamlı yeni çözümler aramak, sürekli risk almak ve kaotik bir yaşam örgüsünde yolunu yenilikçi yöntemlerle bulabilmek gibi kadim ihtiyaçları olduğunu rahatlıkla öngörebiliriz. Bu kadar zorlayıcı bir ortamda şekillenmiş ve seçilmiş canlıların; kendi yarattığı kurallar örgüsünde tıkır tıkır işleyen, bolluk ve güvenlik hedefi üzerine inşa edilmiş günümüz medeniyeti içinde bir türlü rahat edememesi de gayet doğal karşılanabilir. Çünkü temel yapısı ve kadim dürtüleri, onu sürekli sınırlarını zorlamaya, yenilikler yaratmaya ve riskli denemelere iter. Şehir hayatı ise bunları sevmez; şehirde düzen, tertip, kurallar ve belirli bir ortak davranış örüntüsü vardır.