Emirhan

Beynimizdeki Editör
Siz bu satırları okurken kafanızın bir yerlerinde oturan bir editör yoğun bir faaliyet içinde çalışır. Muhtemelen daha bu kitabın adını ilk gördüğünüzde hemen işe koyulmuş ve “Dur bir dakika; bu mevzu bizimle ilgili olabilir.” gibi birtakım yönlendirmeler yaparak sizi buralara kadar getirmiş bir editörden bahsediyoruz. Onun yönlendirmesi olmasa büyük ihtimalle bu satırları okuyor olmazdınız! Beynimizin esas görevlerinden biri de bizim şu fani dünyadaki kısıtlı zamanımızda işimizi kolaylaştırmak, bize zaman kazandırmaktır. Bunu da özellikle “sol” lobunda bulunan devrelerde yerleşmiş “tanıma ve etiketleme” sistemleriyle yapar. Bu sistem, hayat boyu zihninize yazılım bileşenlerinin tartışmasız hüküm sürdüğü bir yerdir. Mesela sakalı şöyle olan “şucudur”, bu kelimeyi kullandığına göre “bucudur”, erkekse “şöyledir”, kadınsa “böyledir”, şu şekilde “güzel”, öbür türlüyse “çirkindir” gibi etiketleri hiç şuurunda olmadan yapıştırıp geçeriz çoğu zaman. Bu etiketleme işinden sorumlu devreler, her meselenin üzerinde boşuna düşünüp de kıymetli zihinsel yakıtımızı heba etmeyelim diye uyanık olduğumuz her an çalışır dururlar. Doğal ortamımızda özellikle atalarımızın hayatlarını çokça kurtarmışlıkları da vardır muhtemelen. Ormanın boşluğunda hayal meyal görünen bir siluetin dost mu, düşman mı, yırtıcı mı yoksa sadece bir kedi mi olduğunu saniyenin kesirleri içinde anlayıp uygun bir hareket planı çizmemizi sağlayan devreler de bunları zira. Ama bugün modern ve karmakarışık yaşamımızda doğal ortamdaki bu avantajlar hızla dezavantaja dönüşebiliyor.
Sayfa 51
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Beynimizdeki editörler, inançlarla çalışır. İnançlar ise “ben” dediğimiz o varlığın sınırlarını en kuvvetli şekilde işaretleyen köşe taşlarıdır. Onlar olmadan benlik diye bir şeyden bahsedilemez. Öte yandan inançlar; değiştikçe, geliştikçe ve derinleştikçe bizi de değiştirip dönüştüren en büyük benlik parçalarımızdır. Yani kendimizi değiştirmenin en kestirme yolu gerek kendimize gerek dış dünyaya ve gerekse şu varlığın anlamına dair inançlarımızı gözden geçirmek, yaşamsal deneyimlerimizde onları “daha iyi hale” getirmeye uğraşmaktır. Bu uğraş ise son nefese kadar sürecek, sonu olmayan bir meşgaledir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Beynimizdeki Editör
Siz bu satırları okurken kafanızın bir yerlerinde oturan bir editör yoğun bir faaliyet içinde çalışır. Muhtemelen daha bu kitabın adını ilk gördüğünüzde hemen işe koyulmuş ve “Dur bir dakika; bu mevzu bizimle ilgili olabilir.” gibi birtakım yönlendirmeler yaparak sizi buralara kadar getirmiş bir editörden bahsediyoruz. Onun yönlendirmesi olmasa büyük ihtimalle bu satırları okuyor olmazdınız! Beynimizin esas görevlerinden biri de bizim şu fani dünyadaki kısıtlı zamanımızda işimizi kolaylaştırmak, bize zaman kazandırmaktır. Bunu da özellikle “sol” lobunda bulunan devrelerde yerleşmiş “tanıma ve etiketleme” sistemleriyle yapar. Bu sistem, hayat boyu zihninize yazılım bileşenlerinin tartışmasız hüküm sürdüğü bir yerdir. Mesela sakalı şöyle olan “şucudur”, bu kelimeyi kullandığına göre “bucudur”, erkekse “şöyledir”, kadınsa “böyledir”, şu şekilde “güzel”, öbür türlüyse “çirkindir” gibi etiketleri hiç şuurunda olmadan yapıştırıp geçeriz çoğu zaman. Bu etiketleme işinden sorumlu devreler, her meselenin üzerinde boşuna düşünüp de kıymetli zihinsel yakıtımızı heba etmeyelim diye uyanık olduğumuz her an çalışır dururlar. Doğal ortamımızda özellikle atalarımızın hayatlarını çokça kurtarmışlıkları da vardır muhtemelen. Ormanın boşluğunda hayal meyal görünen bir siluetin dost mu, düşman mı, yırtıcı mı yoksa sadece bir kedi mi olduğunu saniyenin kesirleri içinde anlayıp uygun bir hareket planı çizmemizi sağlayan devreler de bunları zira. Ama bugün modern ve karmakarışık yaşamımızda doğal ortamdaki bu avantajlar hızla dezavantaja dönüşebiliyor.
Sayfa 51
Emirhan
Sağ ve sol beynimizin farklı işlevlerine dair popüler literatür bir şekilde sizin de kulağınıza çalınmış olmalı. Her ne kadar magazine bolca malzeme edilse de (ve sırf bu yüzden bazı popüler bilim habercileri sağ-sol beyin ayrımı meselesine şiddetle reaksiyon gösterseler de) modern sinirbiliminin gerçekten önemli bir konusudur bu. Sadece bilimsel olarak değil, güncel hayatımızda da pek mühim telmihleri olan bir mevzudur bu aslında. Özetle, çoğumuzun sol beyni otomatik ve düşünmeden yapılan görevlerde, seri hareketlerde, kalıp düşüncelerde ve çoktan seçmeli sorulara cevap verme gibi işlerde pek mahirdir. Mesela yazı yazarken çoğu insanın sağ elini kullanması bu nedenledir. Beynin sol yanı, bedenin sağ tarafını kontrol eder ve yazı gibi otomatik ve karışık bir işi en iyi o sol taraftaki devreler becerir. Sol elini kullananlarda durum genellikle bunun tersidir; onların mahir elleri sol eldir çünkü beyinlerinin sağ tarafı mezkur işlerde daha baskındır. Peki ya sağ taraf? O iş biraz karışık ama özetle; bir şeyi olduğu gibi algılamamız gerektiğinde, renkleri ve armoniyi çözümleme ihtiyacı duyduğumuzda, ilişkileri ve örtük anlamları fark etmemiz söz konusu olduğunda sağ taraftaki şebekeler devreye girmek zorunda kalır. Ama biri olmadan diğeri hep eksiktir, hatta tabiri caizse sakattır. Şimdi düşünelim: Yıllarca içinde çırpınıp durduğumuz şu “eğitim sistemi” bize neler yapıyor? O dörtgen sınıflarda yürütülen çoktan seçmeli sınavlarda, algoritma ve ezberlerle dolu bir sistem ancak sol beynin maharetleriyle üstesinden gelinebilecek bir eziyettir şu beynimiz için. Beyindeki devreler çalıştıkça geliştiğinden, yıllar süren bu eğitim sistemi cenderesi neticesinde çoğumuzun sol beyin devrelerinin aşırı çalışmaktan ötürü bir hayli kuvvetlendiğini hayal edebilirsiniz. Bu nedenle bahsettiğimiz seçici “editör”üçüz de pek bir kuvvetli ve etkilidir. Günlük yaşamda bize adeta göz açtırmaz. Sadece eğitim sisteminin değil, içinde büyüdüğümüz o bol etiketli kültürün de zihinsel editörlerimizin kapasitesine katkısı çok büyüktür. “Bizlerden” olanları can kulağıyla dinler, bizim gibi konuşanlara kulağımızı dört açarken; ters bir şeyler söyleyenleri, aykırı fikir ve davranışları, başka “mahallelerin” yaşam tarzlarını hızla yok sayabiliriz mesela. Bizim gibi giyinmeyen, bizim gibi konuşmayan, bizim gibi inanmayan, bizim gibi olmayanlara karşı hemen “öteki” devrelerini ateşler editörümüz… Boşuna değildir bu kadar çalışma… Zira bu bize büyük bir konfor sağlar. Bildiğimiz tarzda rahat rahat yaşamamızı, son pişmanlık noktasına kadar zamanımızı hoyratça harcamamızı garanti eder. Öte yandan sanatla, edebiyatla, felsefeyle ve düşünceyle uğraşan “uyumsuz” beyinlerde durum bayağı bir farklıdır çünkü bu işler sağ-sol demeden bütün devrelerin külliyen işe karışmasını gerektirir. Ağır mevzulardır bunlar… Bu beyinler zamanla “fikrini değiştirebilmek” gibi inanılmaz ve çoğu toplulukta kabul edilmesi çok zor bir “arızayla” donatılırlar. En temel yaşamsal inançlarını ve fikirlerini bile açık yüreklilikle gözden geçirip, yaşına başına ve konumuna bakmadan değiştirebilen bu tipler, toplumları tarafından genellikle “dönek” ve “kaypak” gibi sıfatlarla anılabilirler. Zira çoğu insanın beynindeki editör, böyle bir değişimin ahlaksızca ve insanlık dışı olduğu bilgisiyle tam kapasitede çalışmaktadır. O nedenle insanların çoğunda görülen bir duruma hiç de yabancı değilizdir. “Herkes gibi davranan, kendisi gibi davranmayana ‘mecburen’ kızar.” (Andre Gide)
İnsan davranışlarına dair bilgilerimizin genel resmine baktığımızda bizi rahatın kendisinden ziyade, “rahat arayışının” motive ettiğini fark ediyoruz . Aynı şey haz için de geçerli; haz arayışı, çoğu zaman hazzın kendisinden daha zevkli bir deneyim oluyor. Bu garip durum, beynimizin ödül devrelerinin “beklentiye” ayarlanmış olması ile ilgili. Bu basit ve diğer tüm hayvanlarla paylaştığımız sistem, üst düzey zihinsel özelliklerimizle de birleşince, diğer bütün canlılardan farklı bir keşif ve yaratıcılık potansiyelinin temellerini oluşturuyor.
Sayfa 32
Emirhan
Evinizde böyle rahat, pofuduk ve yumuşak malzemelerden yapılmış o “yayılma” koltuklarından var mı? Günümüzde yeni evlenen birçok çift evlerini döşerken bir köşeye böyle rahatça gömülebilecekleri bir koltuk yahut kanepe almayı alışveriş listesinin ilk sırasına koyar oldu. Hayaller de o rahat koltuğa yayılıp film izlemek yahut kitap okumak üzerine kurulu oluyor genellikle. Peki, gerçekten bu olabiliyor mu acaba? Böyle rahat bir koltuk bulursanız lütfen uzanın, rahatlayın ve elinize bir kitap alın. Mümkünse çok merak ettiğiniz, sizin için sürükleyici bir kitap olsun ve onu okumaya başlayın. Size en çok yirmi dakika veriyorum. Yirmi dakika içinde önce zihniniz yavaşlayacak, hemen ardından gözleriniz kapanmaya ve uykunuz gelmeye başlayacak. İnanmıyorsanız deneyin; böyle koltuklar ancak bizi “uyutmaya” yararlar. Film izlerken bile genellikle bu tip rahat yerlerde bir uyku basar insanı. Bir başka fırsatta kitabı yine elinize alın ve bağdaş kırıp sert bir zemine oturun. Yahut dizlerinizi üstüne de oturabilirsiniz. Şimdi bacaklarınız ağrıyana dek, istediğiniz miktarda kitap okuyabilirsiniz. Uykunuz da gelmez, ağırlık da çökmez. Üstelik kitapta okuduklarınız aklınızda çok daha iyi oranda kalacaktır.
Bazı tipler araştırıcı, risk alıcı, birleştirici ve “normal dışı” tutumlar açısından daha zengin bir repertuvara sahip davranışlar sergilerler. Bu onların yapısında vardır adeta. Ayrıca bu tiplerin genellikle daha yaratıcı düşünce ve çözümler ürettiğini de biliriz. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, bu tip insanlarla bazı zihinsel hastalıklara sahip insanların ortak bir yönü olabileceğini gösteriyor. Bunlardan bir tanesi, dopamin maddesinin beyinde etki görmesini sağlayan D2 tipindeki dopamin algılayıcılarının sayısının normalden daha az olması gibi görünüyor. Bu durum hem yaratıcı düşünce üreten insanlarda hem de şizofreni gibi zihinsel sorunlardan muztarip kişilerde gözlenen ortak bir özellik. Özellikle beynin talamus adlı orta bölümündeki bu alıcı molekül azlığı, bu insanlardaki davranış değişikliğinin altında yatan temel etken olabilir diye düşünülüyor. Mekanizma tam olarak şöyle işliyor: Talamus, beynin tam orta yerinde, beyne giren ve beyinden çıkan bilginin süzüldüğü, hangi bilginin nereye gönderileceğine karar verildiği bir iletişim santrali gibi görev görür. Dopamin, bu santralin süzme işlevini yapmasında önemli bir rol oynar. Bu sayede zihnimizi bir sorun üzerine odaklayabilir, o soruna dair öğrendiğimiz yöntemleri diğer fikir ve düşüncelerden ayıklayarak uygulayabiliriz. D2 alıcılarının normalden daha az olması durumunda ise bu filtre sistemi biraz daha az seçici çalışır ve böylece bu kişiler, herkesin baktığı şeylere bakarken, süzgeç sistemleri iyi çalışmadığı için bambaşka şeyler düşünebilirler. Bu da belli bir düzeyde yaratıcı düşünceyi tetiklerken, daha ağır durumlarda şizofreni gibi gerçekle hayalin birbirine karıştığı istenmeyen hallere yol açabilir. Yaratıcı insanlar arasında melankoli, depresyon, şizofreni, davranış ve madde bağımlılığı gibi
Sayfa 30
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan Beyindeki bu ödül sistemi sadece önceki deneyimleri işaretlemekle kalmaz; düşüncelerimizi de analiz ederek bize bir nevi geri bildirim verir. Davranış alternatiflerini zihnimizden geçirdiğimiz zamanlarda bazen bir düşünce veya fikrin zihnimizden geçmesi yine buna benzer bir sistemle beynimizdeki düzenleyici kimyasalların miktarını artırır. Bu etki sayesinde bazı fikirler ve yeni davranış düşünceleri bize kendimizi iyi hissettirir; onu gerçekleştirmek üzere yola çıkmayı kolaylaştıracak minik içsel motivasyon dalgaları yaratır.
Bazı tipler araştırıcı, risk alıcı, birleştirici ve “normal dışı” tutumlar açısından daha zengin bir repertuvara sahip davranışlar sergilerler. Bu onların yapısında vardır adeta. Ayrıca bu tiplerin genellikle daha yaratıcı düşünce ve çözümler ürettiğini de biliriz. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, bu tip insanlarla bazı zihinsel hastalıklara sahip insanların ortak bir yönü olabileceğini gösteriyor. Bunlardan bir tanesi, dopamin maddesinin beyinde etki görmesini sağlayan D2 tipindeki dopamin algılayıcılarının sayısının normalden daha az olması gibi görünüyor. Bu durum hem yaratıcı düşünce üreten insanlarda hem de şizofreni gibi zihinsel sorunlardan muztarip kişilerde gözlenen ortak bir özellik. Özellikle beynin talamus adlı orta bölümündeki bu alıcı molekül azlığı, bu insanlardaki davranış değişikliğinin altında yatan temel etken olabilir diye düşünülüyor. Mekanizma tam olarak şöyle işliyor: Talamus, beynin tam orta yerinde, beyne giren ve beyinden çıkan bilginin süzüldüğü, hangi bilginin nereye gönderileceğine karar verildiği bir iletişim santrali gibi görev görür. Dopamin, bu santralin süzme işlevini yapmasında önemli bir rol oynar. Bu sayede zihnimizi bir sorun üzerine odaklayabilir, o soruna dair öğrendiğimiz yöntemleri diğer fikir ve düşüncelerden ayıklayarak uygulayabiliriz. D2 alıcılarının normalden daha az olması durumunda ise bu filtre sistemi biraz daha az seçici çalışır ve böylece bu kişiler, herkesin baktığı şeylere bakarken, süzgeç sistemleri iyi çalışmadığı için bambaşka şeyler düşünebilirler. Bu da belli bir düzeyde yaratıcı düşünceyi tetiklerken, daha ağır durumlarda şizofreni gibi gerçekle hayalin birbirine karıştığı istenmeyen hallere yol açabilir. Yaratıcı insanlar arasında melankoli, depresyon, şizofreni, davranış ve madde bağımlılığı gibi
Sayfa 30
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Günümüzde bu sistem, zihinsel konfor sisteminin de ana yöneticilerinden bir tanesidir. Memnun olmamanıza rağmen hayatınızdaki birçok şeyi devam ettirmeniz, arzu etmenize rağmen bir şeyleri yapmaya hiç kalkışmamanız, söylenecek çok şeyiniz olmasına rağmen susup kalmanız da işte hep bu sistem yüzündendir. Onu “zorlamazsanız”, sizi “güvenli yerde” tutmaya devam edecektir.