Emirhan

en güçlü soru: nereden biliyorum?
Kendi öznel hikayemizi ve inançlarımızı destekleyen her şeyi can kulağıyla dinler ve kendi kendimizi teyit etmenin keyfini sonuna kadar sürerken, zıt bakış açılarına o denli mesafeli ve hatta tepkiliyizdir. Zıt ve farklı bakış açılarının ifade ettiği alternatif gerçeklik önerileri “bizim için geçerli değildir” zira “gerçekler aslında hiç de öyle değildir.” Gerçeği “ben bilirim” derecesinde bir kesinlikle bildiğimizi düşünürüz. Filozof yahut derinlemesine düşünme ve sorgulama alışkanlığına sahip biri değilsek bu gayet doğal bir tepkidir. “Ben biliyorum” demek bizi güvende tutar; şüpheden ve rahatsızlıktan korur. Bildiğimiz alanda kalmak rahatlatıcı, yabancı topraklara adım atmak rahatsızlık vericidir. Sonucunda da bu tip reddiyeler doğal olarak ortaya çıkar.
Sayfa 85
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Şimdi, doğruluğundan kesin emin olduğunuz beş tane cümleyi alt alta yazın. Bunlar mesela “Annem beni sever (veya sevmez).” yahut “Allah’a inanıyorum (veya inanmıyorum.” gibi cümleler olabilir. Tek ortak yanları, sizin şahsen kesinliğinden emin olduğunuz cümleler olması. Bitirdikten sonra bunların hepsini “Nereden biliyorum?” testine tâbi tutun. Kendi kendinize ve olabildiğince dürüst olmaya çalışarak bunu yaparsanız bazı çıkmazlara girdiğinizi fark edebilirsiniz. Zira bu tip “inançlarımız” ve “bilgilerimiz” aslında veri veya doğrudan deneyimlerden ziyade ezber yahut zanlara dayanır; sadece öyle olması gerektiğini düşünür ve öyle olduğuna zaman içinde emin oluruz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
en güçlü soru: nereden biliyorum?
Kendi öznel hikayemizi ve inançlarımızı destekleyen her şeyi can kulağıyla dinler ve kendi kendimizi teyit etmenin keyfini sonuna kadar sürerken, zıt bakış açılarına o denli mesafeli ve hatta tepkiliyizdir. Zıt ve farklı bakış açılarının ifade ettiği alternatif gerçeklik önerileri “bizim için geçerli değildir” zira “gerçekler aslında hiç de öyle değildir.” Gerçeği “ben bilirim” derecesinde bir kesinlikle bildiğimizi düşünürüz. Filozof yahut derinlemesine düşünme ve sorgulama alışkanlığına sahip biri değilsek bu gayet doğal bir tepkidir. “Ben biliyorum” demek bizi güvende tutar; şüpheden ve rahatsızlıktan korur. Bildiğimiz alanda kalmak rahatlatıcı, yabancı topraklara adım atmak rahatsızlık vericidir. Sonucunda da bu tip reddiyeler doğal olarak ortaya çıkar.
Sayfa 85
Emirhan
“Ben biliyorum.” zannımızdan kaynaklanan refleksleri dönüştürmenin en etkin yolu ise özellikle kendi kendimize düşünürken “Nereden biliyorum?” sorusunu sıklıkla sormaktır. Basit görünen “Nereden biliyorum?” sorusu, son derece yıkıcı etkileri olabilen cevaplara gebedir. Bu dünyada en iyi bildiğinizi düşündüğünüz, doğruluğundan emin olduğunuz, olmazsa olmazlarım diye sınıflandırdığınız bilgilerinizi bu soruyla sınadığınızda rahatsız edici sonuçlara ulaşabilirsiniz.
Anlam dünyamızı belirleyen hikayeler kümemiz, bize hem her türlü zorluğa dayanma gücünü veren hem de yaşamaya devam etmemiz için temel bir motivasyon sağlayan tek kaynaktır: iç hikayemiz “ben” sınırlarıyla da sınırlı olduğuna göre “ben”inimizi genişletmeye dair her bir deneyim; hayatımızın anlamı, yaşama motivasyonumuz ve bu hayattan alacağınız fayda açısından büyük bir aşamadır.
Sayfa 81
Emirhan
Genişletilebilen ve esnek benlikler, dünyadaki birçok hikaye ve anlamı içine katabilen, genişlemiş ve ferahlamış zihinlerin anahtarıdır. Aksi takdirde ilk yetimle çevrelerimizden gelen dar ve sınırlı bir benlik tanımı içinde ısrarla yetişmeye devam etmek, bizi farklı şartlara ve deneyimlere uyum sağlayamayan, direnci ve kırılganlığı yüksek, mutsuz ve tatminsiz bireylere çevirir.
Davranış kalıplarımızın değişimi için inançlarımızın değişmesi, inançlarımızın değişmesi için de beynimizdeki değerlendirme bağlantılarının ve devrelerinin değişmesi gerekir. Bu da söylenebildiği kadar kolay bir iş değildir. Değişen Beynim isimli kitabımda uzun uzadıya anlatmaya çalıştığım gibi, beynimizin değişimi her an gerçekleşen doğal bir süreç olmasına rağmen “istediğimiz ve arzu ettiğimiz yönde” değiştirilebilmesi, temel bazı faktörlerin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu faktörler duygusal motivasyon, tekrar, deneme yanılma, tevazu, özgüven ve açık fikirlilik gibi günlük hayatta da faydasını çokça bildiğimiz faktörlerdir. Davranışlarımızı yahut inançlarımızı sırf değiştirmek için de değiştiremeyiz. Bunun temel bir nedeni olmalıdır. Değişimin içsel nedenlerini oluşturan düşünceler de yine başka inançlardan beslenir. Mesela “Hayatım berbat halde. Bu durum muhtemelen insanlara çok güvendiğimden dolayı başıma geldi. Öyleyse ben bundan sonra kimseye güvenmeyeceğim.” şeklinde bir çıkarım; kıt bir akıl yürütmeye dayanan, yaralı (travmatik) ve genellikle de zararlı bir düşünce kalıbına örnektir. Bu noktadan sonra “kimseye güvenmemek” muhtemelen hayatın daha iyi olmasını sağlamayacak; daha fazla zarar görmemek için alınan korunma tedbirleri, büyük ihtimalle hayatımızın daha iyi yönde gelişmesini geciktirecektir. Böyle bir davranış değişimi de önceden var olan “insanlara güvenirim” adlı içsel prensibin ve “güvenmemek ayıptır” şeklindeki bir başka ilişkili sınırın aşılması anlamına gelir. Ama bu sınır aşımı bizlere genellikle pek fazla mutluluk getirmez. Faydalı olan sınır aşımı hemen her zaman “insanlar güvenilmezdir” diye bir yargı varsa bunu aşmak ve zorlamaktır.
Sayfa 75
Emirhan
Sınırlarımızı nasıl ve ne yönde aşacağımızı bilebilmek ve keşfedebilmek için rehberliğe ihtiyacımız vardır. Bu rehberlik hayatımızın her anı için geçerlidir. Şu anda bu sayfaları okuyor olmanız bile belirli konularda daha fazla bilgi edinmek üzere başvurduğunuz rehberlik arayışının bir sonucudur. Hepimiz diğerlerinden bir şeyler öğrenir, bize uygun gelen bilgileri hayatımıza uygulamaya gayret ederiz. Başkalarının rehberliği olmadan yaşayabilmemiz imkansızdır. Zira ne kadar zeki ve bilgili olursak olalım, hayatımızın tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve tüm iç sorunlarımızı kendi aklımızla çözebilecek kadar donanımlı olmamız imkansızdır. Bunun temel nedeni, adına “gerçeklik” dediğimiz bu dış dünyanın zihnimizde yaratılan bir illüzyon ve kişisel temsil olmasıdır. Gerçeklik dediğimiz, dünya dediğimiz, evren dediğimiz ve hatta “ben” dediğimiz her şey kendi zihinsel donanımızın kabiliyetleri nispetinde algılayabildiğimiz ve zihnimizde yarattığımız bir kompleksler dizisinden oluşur. Dış dünya muhtemelen vardır fakat biz onu hiçbir zaman olduğu gibi algılayamayız. Bu da bizi son derece sınırlı varlıklar haline getirir. Bu sınırlılıktan tüm canlılar doğal olarak nasibini alır ancak bizim ulaşmak istediğimiz (hakikatin ne olduğu, gerçekte kim olduğumuz, hayatımızın amacı gibi konuları içeren) bilgi düzeyi, algı kapasitemizi ve düşünce üretme yeteneğimizi kat kat aşan bir mecradır. Bu tip meselelerde daha fazla zihnin görüş açılarına ihtiyacımız vardır. Zira diğer insanların bakış açıları, eğer doğru anlayabilirsek, bizi en çok zenginleştirecek ipuçları olabilir. Mesela “Bir kitabı okurken o kitaptaki iddialara en az yazarı kadar kafa yormuyorsanız okumanız boşunadır.” mealinde uyarılar yapan Schopenhauer ve Cemil Meriç gibi düşünürler, böyle bir noktaya dikkat çekmeye çalışır gibidirler. Başkalarının fikir ve deneyimlerinden istifade etmek istememizin temel nedeni, aslında kendimizi anlama isteğimizdir. Bunu da ancak her türlü veriyi dikkatli bir şekilde alıp incelikli bir şekilde değerlendirerek ve içselleştirerek yapabiliriz. Geri kalan tüm veriler bizde “malumat” olarak kalır ve yaşamımızda pek bir değişikliğe neden olmaz. Herkesten bir şeyler öğreniriz. “Hiçbir insana rastlamadım ki onda öğrenilecek bir şey olmasın.” diyen Alfred de Vigny pek haklıdır. İnsanlara ön yargılarımızdan mümkün mertebe kurtularak yaklaştığımızda, her insanın farklı bir evren olduğunu ve onlardan öğrenecek çok şeyimiz olduğunu hemen fark ederiz. Kibir ve ön yargılar, bu sonsuz istifade kaynaklarını tıkayan en önemli iç tıkaçlarımızdır. Fakat aldığımız tüm bilgiler, edindiğimiz tüm deneyimler, sonuçta “ben”liğimizin içindeki değerlendirme sisteminin birleştirme ve anlamlandırma yöntemlerine göre bir anlam ifade eder. Doğru ve amaçlı bir yönde değiştirebilmek için öncelikle zihnimizdeki bu birleştirme ve anlamlandırma sisteminin çalışma mantığını anlamak çok faydalıdır. Bu sisteme biz günlük hayatımızda “akıl” diyoruz.
Beynimizdeki Editör
Siz bu satırları okurken kafanızın bir yerlerinde oturan bir editör yoğun bir faaliyet içinde çalışır. Muhtemelen daha bu kitabın adını ilk gördüğünüzde hemen işe koyulmuş ve “Dur bir dakika; bu mevzu bizimle ilgili olabilir.” gibi birtakım yönlendirmeler yaparak sizi buralara kadar getirmiş bir editörden bahsediyoruz. Onun yönlendirmesi olmasa büyük ihtimalle bu satırları okuyor olmazdınız! Beynimizin esas görevlerinden biri de bizim şu fani dünyadaki kısıtlı zamanımızda işimizi kolaylaştırmak, bize zaman kazandırmaktır. Bunu da özellikle “sol” lobunda bulunan devrelerde yerleşmiş “tanıma ve etiketleme” sistemleriyle yapar. Bu sistem, hayat boyu zihninize yazılım bileşenlerinin tartışmasız hüküm sürdüğü bir yerdir. Mesela sakalı şöyle olan “şucudur”, bu kelimeyi kullandığına göre “bucudur”, erkekse “şöyledir”, kadınsa “böyledir”, şu şekilde “güzel”, öbür türlüyse “çirkindir” gibi etiketleri hiç şuurunda olmadan yapıştırıp geçeriz çoğu zaman. Bu etiketleme işinden sorumlu devreler, her meselenin üzerinde boşuna düşünüp de kıymetli zihinsel yakıtımızı heba etmeyelim diye uyanık olduğumuz her an çalışır dururlar. Doğal ortamımızda özellikle atalarımızın hayatlarını çokça kurtarmışlıkları da vardır muhtemelen. Ormanın boşluğunda hayal meyal görünen bir siluetin dost mu, düşman mı, yırtıcı mı yoksa sadece bir kedi mi olduğunu saniyenin kesirleri içinde anlayıp uygun bir hareket planı çizmemizi sağlayan devreler de bunları zira. Ama bugün modern ve karmakarışık yaşamımızda doğal ortamdaki bu avantajlar hızla dezavantaja dönüşebiliyor.
Sayfa 51
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan Kendimi bildim bileli mücadele verdiğim konu bu…