Emirhan

Psikolojik sınırları esnetmenin az bilinen (ama aslında olumsuz yönde bilinçsizce de olsa sıklıkla kullandığımız) bir yolu ise “yeniden çerçeveleme” (reframing) denen beceridir. Yeniden çerçeveleme; var olan algı düzeyinde bize iyi yahut kötü, faydalı yahut zararlı görünen olay ve olguların, zihinsel bağlamın değiştirilmesi yoluyla yeniden yorumlanmasını anlatan bir terimdir. Özellikle olumsuz olaylar karşısında zihnimiz kaynaklarımızı olumsuz duygular ve stres ile boşa harcamak yerine, bakış açımızı değiştirerek aynı durumun faydalı yahut işe yarar yanlarını görebilir hale geliriz. Bu beceri, duygusal istikrarın da önemli bir bileşenidir ve beyinde az önce duygusal istikrar yeteneğiyle ilişkili olarak bahsettiğim beyaz madde alanlarının gelişmişliği ile yakından ilgilidir. Beyinlerinde duygusal istikrar sistemini yöneten devreleri gelişkin insanlar, olumsuz durumlar karşısında bu yeniden çerçeveleme becerisini başarıyla kullanırlar. Bu sistemi verimli kullanan insanlardan öğrendiğimiz temel gerçek oldukça açık ve çarpıcıdır: Duygularımız, düşüncelerimiz tarafından şekillendirilir. Nasıl bakarsak öyle görür, nasıl görürsek öyle hissederiz. Varsayılan ayar olarak “olumsuzluğu tespit etme” odaklı zihinler, doğal olarak her olumsuz durumda duygusal açıdan olumsuz uçlara savrulmaya çok daha yatkındır. Bu varsayılan ayar bütün hayvanlarda “ürkeklik” olarak meydana çıkarken, insanda daha derin, depresyon ve travmalara varan sıkıntıları ortaya çıkarabilir. Zira tabiatta tüm canlıları hayatta tutmakta başarı ile iş gören bu “çerçeveleme” (yani önce olumsuz olanı tespit etme), konu insana, özellikle de modern insana geldiğinde başımıza çok işler açar.
Sayfa 117
Emirhan
Hayatta kalma sorununu temel olarak çözmüş olan birçoğumuzda bu sistem, “gereksiz endişe ve korku üretme” kaynağı olarak çalışmaya başlar. Sosyal korkular, her türlü beden algısı sorunları, gelecekteki imkanlara dair endişeler, her türlü beklenti dışı olay karşısında kaygılanma gibi günlük hayatta çokça bildiğimiz durumlar, bu doğal ayarın yansımalarıdır. Yeniden çerçeveleme ise önümüzdeki olaylara veya zihnimizdeki kaygı verebilecek düşüncelere başka bir bakış açısıyla bakabilme becerisidir aslında.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Psikolojik Sınırlar
İnsanın dış dünyayla olan ilişkisini bedensel sınırlar belirlediği gibi algımızı, anlayışımızı ve düşünüşümüzü de psikolojik sınırlarımız belirler. Psikolojik sağlığımız, etrafımızdaki dünyadan en iyi biçimde faydalanabilmemiz için en temel ihtiyaçtır. Psikolojik sağlık dediğimde muhtemelen çoğu insanın zihninde depresyondan, üzüntüden, melankoliden, telaş ve gerginlikten uzak, dingin ve mutlu bir zihinsel durum canlanıyor olabilir. Hayır, kastım o değil. Olumlu ve olumsuz bütün duyguların farkında, duygu ve düşünce dünyasının kendisine ne söylemeye çalıştığını anlamaya gayret eden, kendini ve iç dünyasındaki benliğini yargılamayı bir kenara bırakıp kendini yargılamadan ve olduğu gibi anlamaya çalışan bir zihin durumundan söz ediyorum. Böyle bir zihin hali çoğu zaman erişilmesi çok zor bir vaha veya cennet gibidir. Zira günlük algılarımız ve zihinsel işlevlerimiz, çoğu zaman “neden öyle olduğunu” bilmediğimiz psikolojik sınırlarımızı zorlayan düşünce, deneyim ve duygulardan, bunların yarattığı muhtelif rahatsızlıklardan dolayı verimli çalışamaz.
Sayfa 113
Emirhan
Sağlıklı bir zihin, sakin ve dingin bir zihin değildir. Sağlıklı bir zihin; her deneyimi hemen “iyi” yahut “kötü” diye etiketlemeden üzüntüyü, sevinci, arzuyu veya diğer tüm duyguları olduğu gibi deneyimleyebilen, onların kişisel olarak nasıl bir mesaj taşıdığını düşünebilecek ve hissedebilecek özgürlüğe sahip bir zihindir. Çoğumuz, çoğu zaman bu vaziyette değilizdir. O nedenle olumlu da olsa olumsuz da olsa duygularımızı hızla harcar; olumluları doyasıya yaşayamaz, olumsuzları ise uyuşturmaya çalışırız. Halbuki duyguların esas amacı bize bir nevi “bilgi” vermektir. Karmaşık bir örüntü tanıma sisteminin ürünü gibi görünen duygular, aklımızın ve analiz yeteneğimizin çözemediği karmaşıklıkta sorunlar için oradadır.
Ev özlemi; yeni bir iş yahut okul için şehir değiştiren, taşınmak zorunda kalan insanlarda zaman zaman çok belirgin şekilde ortaya çıkabilir. İşin temelinde “bağlanma, öngörülebilirlik ve güvenli alan” gibi alışıldık bileşenlerin kaybının yarattığı duygusal tepkiler rol oynar. “Kendinizi Endişeden Özgürleştirmek” başlıklı kitabın yazarı psikolog Tamar Chansky, bu durumu bir yüzme havuzu deneyimine benzetir: Havuza ilk girdiğinizde genellikle deneyim rahatsız edicidir. Soğukluk, ıslaklık hissi ve günlük hayattaki sıradan davranışlarınızdan farklı hareketler gerektiren su ortamı sizi önce rahatsız eder. Eğer girer girmez hemen dışarı çıkacak olursanız bu deneyim sizde kötü bir anı olarak işlenir. İnsanların neden havuza girdiğini dahi anlayamazsınız. Fakat sudan çıkmayıp da havuzda zaman geçirmeye devam ederseniz bu koşullara alışıp keyif almaya başlarsınız. Coğrafi bağımlılığımız, bulunduğumuz mekanların coğrafi özelliklerinden ziyade zihinsel alışkanlıklarımızla ilgilidir. Bu nedenle bolca seyahat etmek, zihinsel adaptasyon kapasitemizin gelişmesi için gayet iyi bir egzersizdir. Nasıl ki bedensel hareket azaldığında hareket sistemlerimiz zamanla güçten düşerse aynı fiziksel ortamlarda yaşadıkça da farklı fiziksel koşullara uyum sağlayabilme yeteneklerimiz zamanla azalır. Uzun yıllar aynı yerde durağan hayatlar yaşayan insanlar, zaman içinde kendi hayatlarındaki küçük değişikliklere bile rahatsızlık tepkileri vermeye başlarlar. Halbuki çokça yer değiştiren insanlar farklı fizyolojik, coğrafi ve zihinsel koşullara yahut zorlamalara çok daha yüksek adaptasyon gösterebilirler. Farklı koşullara uyum sağlayabilme kapasitesinin genişliği sağlığın da temel koşulu olduğundan “Seyahat edin, sıhhat bulun. (Hz. Muhammed)” sözü, kadim bir doğru olarak yine karşımızda belirir.
Sayfa 109
Emirhan
Çokça seyahat etmeye çalışan, hatta hayali bir garip avare olmak olan biri olarak buna tamamen katılıyorum. Bolca seyahat eden (Tabii bu seyahatin açılımı da önemlidir. Doğru olan seyahat genelde tek başına ya da yanında bir kişiyle yapılan seyahattir. Geri kalanı pek de makbule geçmez. Ayrıca ne amaçla yapıldığı da çok önemlidir.) şahıslarda gördüğüm kadarıyla üstteki paragrafa ek olarak, tatminlik duygusu hissetme, insanları, hayatı, iklimsel, kültürel ve teamülsel koşulları tanıma açısından da, seyahat etmeyenlere nazaran genelde daha önde oluyorlar.
Derimiz üzerinde hayatımız boyunca oluşan tüm izler, derimizin hafızasını oluşturur. Tüm bedenimizin hayatı bu şekilde farklı formatlarda “kaydeder” çünkü biyolojik dokuların hemen tamamı “uyarlanabilme” özelliği taşır. Beyin bu açıdan sadece çok daha radikal dönüşümler geçirmesi ve bilişsel süreçlere bağlı olarak bu tip değişimleri sürekli göstermesi yönüyle ilgini görünür. Bağışıklık sistemimiz, karşılaştığımız tüm saldırı ve istila hamlelerinin bilgisini taşırken, sindirim sistemimiz hayat boyu beslenme rejimimize göre ağır ağır şekil ve işlev değiştirir. Tüm bu gerçeklere toplu olarak kuş bakışı bakacak olursak biyolojik organizmalar, insan bedeni de dahil, yaşamsal deneyimlerle yeniden şekillenir. Evrimsel adaptasyon özelliklerinin yanı sıra, yaşam sırasında biriktirilen tüm deneyimler de o bedenin nasıl işleyeceğini belirler. Gerek fiziksel gerek zihinsel olsun, belli sınırlar içinde hareket eden ve bu sınırları zorlamayan bedenler, zamanla güçten düşer ve var olan potansiyellerini de kaybetme tehlikesi ile yüz yüze gelirler.
Sayfa 107
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Ve ayrıca, bu dünyada aldığımız her bir nefes dahi sadece neslimizi değil, tüm evreni (atomları, bakterileri, insanları, gezegenleri, yıldızları, kanunları, teorileri, yasaları…) etkiliyor. Tabii bu biyolojiden ziyade matematik ve fiziğin konusu, lakin Sinan Hoca bu konulara hayran, ilgili ve sıradan vatandaşa göre epeyce bir bilgili olarak konunun büyüklüğünün ve bağlamının temellendirilmesi açısından bunlardan da bahsedebilirdi. Bir puan kırdım hocam, alınmayın. KAPWKWĞEMWŞE
Derimiz üzerinde hayatımız boyunca oluşan tüm izler, derimizin hafızasını oluşturur. Tüm bedenimizin hayatı bu şekilde farklı formatlarda “kaydeder” çünkü biyolojik dokuların hemen tamamı “uyarlanabilme” özelliği taşır. Beyin bu açıdan sadece çok daha radikal dönüşümler geçirmesi ve bilişsel süreçlere bağlı olarak bu tip değişimleri sürekli göstermesi yönüyle ilgini görünür. Bağışıklık sistemimiz, karşılaştığımız tüm saldırı ve istila hamlelerinin bilgisini taşırken, sindirim sistemimiz hayat boyu beslenme rejimimize göre ağır ağır şekil ve işlev değiştirir. Tüm bu gerçeklere toplu olarak kuş bakışı bakacak olursak biyolojik organizmalar, insan bedeni de dahil, yaşamsal deneyimlerle yeniden şekillenir. Evrimsel adaptasyon özelliklerinin yanı sıra, yaşam sırasında biriktirilen tüm deneyimler de o bedenin nasıl işleyeceğini belirler. Gerek fiziksel gerek zihinsel olsun, belli sınırlar içinde hareket eden ve bu sınırları zorlamayan bedenler, zamanla güçten düşer ve var olan potansiyellerini de kaybetme tehlikesi ile yüz yüze gelirler.
Sayfa 107
Emirhan
Ve tabii ki bu “yaşam sırasında biriktirilen deneyimler”, sadece kendimizi, çevremizi veya içinde bulunduğumuz dünyayı değil, genler aracılığıyla olmasa bile şu anda tam olarak çözülememiş olan, epigenetik olgusu dolayısıyla kendimizden sonraki belki de onlarca neslin davranışlarını, alışkanlıklarını, hayallerini, hedeflerini ve hatta ölüm sebeplerini şekillendirebiliyor. Bu, müzisyen bir ailede doğan evladın da müzisyen olmak istemesinden tut, ailesinden belirli koşullar dolayısıyla hiç görüşemeden büyümüş ve hatta gerçek ailesinden hiç haberi dahi olmamış bir evladın, farkında olmadan gerçek ailesi ve yakın akrabalarının yolundan, basamaklarından gitme alışkanlığına kadar birçok temeli açıklayan müthiş bir olgu. Sinan Hoca bunlardan da bahsetmeliydi burada.