Beyinler, öğrenme uzmanlarıdır. Her canlının sinirsel sistemi, o canlının tabiatta işine yarayacak bilgi ve deneyimleri kalıcı bir şekilde kazanmasını mümkün kılacak kayıt ve dönüşüm (plastisite) yetenekleri ile donanmıştır. Bundan dolayı beyinler aslında temelde “hareket kalıplarını öğrenen” sistem veya organlardır. Aslında “olayların iz bırakması” anlamında, her şey, tüm maddesel nesneler “öğrenir”. Mesela bir kaya parçasının yüzeyindeki izler, içindeki farklı katmanlar ve o kayanın şekli, aslında o kaya parçasının geçmişine dair sayısız izin birleşmesiyle ortaya çıkar. Bir başka deyişle, her maddi nesne bir bellek taşır. Canlı sistemler ise bu bilgiyi tekrarlanabilir ve uygulanabilir deneyimlere dönüştürür.
Beyinler, öğrenme uzmanlarıdır. Her canlının sinirsel sistemi, o canlının tabiatta işine yarayacak bilgi ve deneyimleri kalıcı bir şekilde kazanmasını mümkün kılacak kayıt ve dönüşüm (plastisite) yetenekleri ile donanmıştır. Bundan dolayı beyinler aslında temelde “hareket kalıplarını öğrenen” sistem veya organlardır. Aslında “olayların iz bırakması” anlamında, her şey, tüm maddesel nesneler “öğrenir”. Mesela bir kaya parçasının yüzeyindeki izler, içindeki farklı katmanlar ve o kayanın şekli, aslında o kaya parçasının geçmişine dair sayısız izin birleşmesiyle ortaya çıkar. Bir başka deyişle, her maddi nesne bir bellek taşır. Canlı sistemler ise bu bilgiyi tekrarlanabilir ve uygulanabilir deneyimlere dönüştürür.
Beyinler, öğrenme uzmanlarıdır. Her canlının sinirsel sistemi, o canlının tabiatta işine yarayacak bilgi ve deneyimleri kalıcı bir şekilde kazanmasını mümkün kılacak kayıt ve dönüşüm (plastisite) yetenekleri ile donanmıştır. Bundan dolayı beyinler aslında temelde “hareket kalıplarını öğrenen” sistem veya organlardır. Aslında “olayların iz bırakması” anlamında, her şey, tüm maddesel nesneler “öğrenir”. Mesela bir kaya parçasının yüzeyindeki izler, içindeki farklı katmanlar ve o kayanın şekli, aslında o kaya parçasının geçmişine dair sayısız izin birleşmesiyle ortaya çıkar. Bir başka deyişle, her maddi nesne bir bellek taşır. Canlı sistemler ise bu bilgiyi tekrarlanabilir ve uygulanabilir deneyimlere dönüştürür.
Psikolojik sınırları esnetmenin az bilinen (ama aslında olumsuz yönde bilinçsizce de olsa sıklıkla kullandığımız) bir yolu ise “yeniden çerçeveleme” (reframing) denen beceridir. Yeniden çerçeveleme; var olan algı düzeyinde bize iyi yahut kötü, faydalı yahut zararlı görünen olay ve olguların, zihinsel bağlamın değiştirilmesi yoluyla yeniden yorumlanmasını anlatan bir terimdir. Özellikle olumsuz olaylar karşısında zihnimiz kaynaklarımızı olumsuz duygular ve stres ile boşa harcamak yerine, bakış açımızı değiştirerek aynı durumun faydalı yahut işe yarar yanlarını görebilir hale geliriz. Bu beceri, duygusal istikrarın da önemli bir bileşenidir ve beyinde az önce duygusal istikrar yeteneğiyle ilişkili olarak bahsettiğim beyaz madde alanlarının gelişmişliği ile yakından ilgilidir.
Beyinlerinde duygusal istikrar sistemini yöneten devreleri gelişkin insanlar, olumsuz durumlar karşısında bu yeniden çerçeveleme becerisini başarıyla kullanırlar. Bu sistemi verimli kullanan insanlardan öğrendiğimiz temel gerçek oldukça açık ve çarpıcıdır: Duygularımız, düşüncelerimiz tarafından şekillendirilir. Nasıl bakarsak öyle görür, nasıl görürsek öyle hissederiz. Varsayılan ayar olarak “olumsuzluğu tespit etme” odaklı zihinler, doğal olarak her olumsuz durumda duygusal açıdan olumsuz uçlara savrulmaya çok daha yatkındır. Bu varsayılan ayar bütün hayvanlarda “ürkeklik” olarak meydana çıkarken, insanda daha derin, depresyon ve travmalara varan sıkıntıları ortaya çıkarabilir. Zira tabiatta tüm canlıları hayatta tutmakta başarı ile iş gören bu “çerçeveleme” (yani önce olumsuz olanı tespit etme), konu insana, özellikle de modern insana geldiğinde başımıza çok işler açar.
Psikolojik sınırları esnetmenin az bilinen (ama aslında olumsuz yönde bilinçsizce de olsa sıklıkla kullandığımız) bir yolu ise “yeniden çerçeveleme” (reframing) denen beceridir. Yeniden çerçeveleme; var olan algı düzeyinde bize iyi yahut kötü, faydalı yahut zararlı görünen olay ve olguların, zihinsel bağlamın değiştirilmesi yoluyla yeniden yorumlanmasını anlatan bir terimdir. Özellikle olumsuz olaylar karşısında zihnimiz kaynaklarımızı olumsuz duygular ve stres ile boşa harcamak yerine, bakış açımızı değiştirerek aynı durumun faydalı yahut işe yarar yanlarını görebilir hale geliriz. Bu beceri, duygusal istikrarın da önemli bir bileşenidir ve beyinde az önce duygusal istikrar yeteneğiyle ilişkili olarak bahsettiğim beyaz madde alanlarının gelişmişliği ile yakından ilgilidir.
Beyinlerinde duygusal istikrar sistemini yöneten devreleri gelişkin insanlar, olumsuz durumlar karşısında bu yeniden çerçeveleme becerisini başarıyla kullanırlar. Bu sistemi verimli kullanan insanlardan öğrendiğimiz temel gerçek oldukça açık ve çarpıcıdır: Duygularımız, düşüncelerimiz tarafından şekillendirilir. Nasıl bakarsak öyle görür, nasıl görürsek öyle hissederiz. Varsayılan ayar olarak “olumsuzluğu tespit etme” odaklı zihinler, doğal olarak her olumsuz durumda duygusal açıdan olumsuz uçlara savrulmaya çok daha yatkındır. Bu varsayılan ayar bütün hayvanlarda “ürkeklik” olarak meydana çıkarken, insanda daha derin, depresyon ve travmalara varan sıkıntıları ortaya çıkarabilir. Zira tabiatta tüm canlıları hayatta tutmakta başarı ile iş gören bu “çerçeveleme” (yani önce olumsuz olanı tespit etme), konu insana, özellikle de modern insana geldiğinde başımıza çok işler açar.