Emirhan

Yüzbaşı, "Eh, ne yazık ki isabet ettiremedin dostum Gruşnitski," dedi. "Şimdi sıra sende, geç bakalım yerine. Gel önce kucaklaşalım, bir daha görüşemeyeceğiz çünkü!" Kucaklaştılar. Yüzbaşı gülmemek için zor tutuyordu kendini. Gruşnitski'nin yüzüne kurnaz kurnaz bakarak ekledi: "Korkma, bu dünyada her şey boştur!.. Doğa saçmadır, kader aptal bir hindi, hayat ise beş para etmez!"
Sayfa 203 - İletişim Yayınları
Emirhan
Kitabı okumayan için çok boş bir alıntı ama okuyan birisinin burada gülmekten patlamama ihtimali yok...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Size ruhumu açmamı ister misiniz doktor?" diye karşılık verdim. "Gördüğünüz gibi doktor, insanların sevgilisinin adını anarak ölürken bir arkadaşına pomatlı veya pomatsız bir tutam saçını sevgilisine verilmek üzere teslim ettiği yılları geride bıraktım ben. Yakın veya olası bir ölümü düşünürken ben yalnızca kendimi düşünürüm: Bazıları bunu da yapmazlar. Yarın beni unutup gidecek veya daha kötüsü, benimle ilgili Tanrı bilir ne yalanlar uyduracak dostlarımın; kendilerini başkalarının koynuna attıklarında, yeni erkekleri ölmüş birini kıskanmasınlar diye benimle alay edecek kadınların canları cehenneme! Yaşam kasırgasından yalnızca birkaç düşünceyle çıktım ben... Ama bu arada hiçbir duygu edinemedim. Uzun zamandır kalbimle değil, aklımla yaşıyorum. Tutkularımı, davranışlarımı sıkı bir dikkatle ölçüp biçiyorum, ama hep dışarıdan, içine girmeden. İki insan var benim içimde: Biri sözcüğün tam anlamıyla yaşıyor, öteki ise düşünüyor ve onu yargılıyor. Birincisi bir saat sonra vedalaşabilir sizinle, bir daha arayıp sormaz sizi, öteki ise..." "Ne yapar öteki?" Bakın doktor: Görüyor musunuz, sağdaki şu kayanın üzerinde üç kişi var? Düello edeceğimiz kişiler onlar olsa gerek, değil mi?
Sayfa 197 - İletişim Yayınları
Emirhan
Derin acılar çekmeden önceki o kısa aralığa dönmeyi o kadar çok isterdim ki...
Evet, genç ve yeni gelişmekte olan bir ruha sahip olmakta sınırsız büyüklükte bir haz vardır! Böyle bir ruh, en güzel kokularını güneşin ilk ışınlarıyla karşılaştığında salan bir çiçek bir gibidir. O anda koparmak gerekir o çiçeği ve kokusunu ciğerlerine doyasıya çektikten sonra yolda bir kenara atmak... Nasıl olsa biri alır onu oradan! Karşısına çıkan her şeyi yutan bu doymak bilmez açlığın içimde var olduğunu hissediyorum. İnsanların acılarına ve sevinçlerine ruhsal gücümü besleyen bir besin gibi yalnızca kendi açımdan bakıyorum. Tutkularımın etkisiyle çılgınca şeyler yapamıyorum artık. Toplumda saygın bir yer edinme tutkumu yaşam koşulları yok etti, ama sonra bu duygum başka bir biçimde çıktı ortaya. Çünkü toplumda saygın yer edinme tutkusu iktidar tutkusundan başka bir şey değildir. En çok da çevremdeki insanlar üzerinde egemenlik duymaktan haz duyuyorum; beni sevmelerinden, bana sadık olmalarından, benden korkmalarını sağlamaktan. En büyük iktidar bunlar değil midir? Buna geçerli hiçbir hakkımız yokken birinin acısının veya sevincinin nedeni olmak... Gururumuzun en tatlı besini bu değil midir? Peki mutluluk nedir? Doymuş bir gururdur mutluluk. Kendimi dünyada herkesten daha iyi, daha güçlü saysaydım mutlu olurdum. Herkes sevseydi beni, içimde bitmek tükenmek bilmez sevgi kaynakları olsaydı... Kötülük doğuruyor bu. İlk acı, başkalarına acı çektirmenin hazzını öğretiyor bize. Kötülük düşüncesi, onu gerçekleştirmeyi istemezse, yer etmez insanın kafasında. "Düşünce organik bir oluşumdur," demiş adamın biri: Doğuştan biçimlenirler ve bu biçim eylemdir. Kimin kafasında daha çok düşünce varsa o ötekilere oranla daha çok eylem adamıdır. Bu yüzdendir ki, hareketsiz ve sakin bir yaşam süren güçlü yapılı, sağlıklı bir insanın sonunda beyin kanamasından ölmesi gibi, memur
Sayfa 160 - İletişim Yayınları
Edebiyat
Emirhan
Ve evet, Peçorin gerçekten benim seneler önceki halimle, şu anki halimin hem düşünsel hem de hatırsal harmanlanması. Raskolnikov'dan sonra ilk defa bu kadar içinde hissediyorum bir karakterin. Teşekkürler Lermontov.
Evet, genç ve yeni gelişmekte olan bir ruha sahip olmakta sınırsız büyüklükte bir haz vardır! Böyle bir ruh, en güzel kokularını güneşin ilk ışınlarıyla karşılaştığında salan bir çiçek bir gibidir. O anda koparmak gerekir o çiçeği ve kokusunu ciğerlerine doyasıya çektikten sonra yolda bir kenara atmak... Nasıl olsa biri alır onu oradan! Karşısına çıkan her şeyi yutan bu doymak bilmez açlığın içimde var olduğunu hissediyorum. İnsanların acılarına ve sevinçlerine ruhsal gücümü besleyen bir besin gibi yalnızca kendi açımdan bakıyorum. Tutkularımın etkisiyle çılgınca şeyler yapamıyorum artık. Toplumda saygın bir yer edinme tutkumu yaşam koşulları yok etti, ama sonra bu duygum başka bir biçimde çıktı ortaya. Çünkü toplumda saygın yer edinme tutkusu iktidar tutkusundan başka bir şey değildir. En çok da çevremdeki insanlar üzerinde egemenlik duymaktan haz duyuyorum; beni sevmelerinden, bana sadık olmalarından, benden korkmalarını sağlamaktan. En büyük iktidar bunlar değil midir? Buna geçerli hiçbir hakkımız yokken birinin acısının veya sevincinin nedeni olmak... Gururumuzun en tatlı besini bu değil midir? Peki mutluluk nedir? Doymuş bir gururdur mutluluk. Kendimi dünyada herkesten daha iyi, daha güçlü saysaydım mutlu olurdum. Herkes sevseydi beni, içimde bitmek tükenmek bilmez sevgi kaynakları olsaydı... Kötülük doğuruyor bu. İlk acı, başkalarına acı çektirmenin hazzını öğretiyor bize. Kötülük düşüncesi, onu gerçekleştirmeyi istemezse, yer etmez insanın kafasında. "Düşünce organik bir oluşumdur," demiş adamın biri: Doğuştan biçimlenirler ve bu biçim eylemdir. Kimin kafasında daha çok düşünce varsa o ötekilere oranla daha çok eylem adamıdır. Bu yüzdendir ki, hareketsiz ve sakin bir yaşam süren güçlü yapılı, sağlıklı bir insanın sonunda beyin kanamasından ölmesi gibi, memur
Sayfa 160 - İletişim Yayınları
Edebiyat
Emirhan
Bazı içimde sakladığım bazı da çoktan eyleme döktüğüm fikirleri kaleme almış Lermontov, genelde bizim gibiler onlara lazım olduğumuz için sevilirler Peçorin. Çünkü insanlar, gerçeklere karşı genelde her ne kadar büyük bir direnç gösterseler de, veya kabul etmek istemiyorlarmış, hatta bunları umursamıyor ve düşünmüyormuş gibi gözükseler de, bir gün o gerçeklere sığınmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar ve bu yüzden de bizim gibi sadece gerçeklere odaklı yaşayan insanları yanlarında bir rehber kitap olarak görüyorlar. Onların algılamak istediği biçimde bu gayet de mutualist bir ilişki, lakin bizim gibiler açısından bu ilişki kalabalık bir yer sofrasındaki menemenin, ekmeklere olan kıt algısından farksız. Hal böyleyken bizim gibilerin mutlu olması için ellerinden gelen tek şey senin de yaptığın gibi, ya o zekayı ve birikimi bencil bir yaşantıyla, insanları tüketerek haz peşinde koşturmak ya da olduğu gibi bir kenara bırakmak. Kaldı ki, bu ikisinin de verdiği anlık mutluluklar haricinde, genel anlamda bir mutluluk getirmeyeceği aşikar, çünkü bilincini kullanmayan bir insan pişmanlık yaşamaya gebedir ve pişmanlık ne yazık ki pek sabırlı ve avlanmak için en uygun zamanı bekleyen sinsi bir duygudur. Romanın bitişinde bu son bahsettiğim şeyin vurgulanacağını düşünüyorum. Bakalım.