Emirhan

Tam anlamıyla çıldırmıştı. Gece boyu oradan oraya zıplayarak eğlenen Damien, gırtlağı yırtılana kadar bağırıyordu. Tişörtünü paramparça ediyordu, yüzü ateş gibi kırmızıydı, damarları fırlamış halde kendinden geçiyordu… Önce ona yaklaştım. Sonra o görmeden uzaklaşıp biraz öteden, beni göremeyeceği bir yerden onu izlemeye başladım. “Bırak çeksin acısını,” dedim içimden… Acı içe atılamazdı, vurduğu anda dibine kadar çekmek gerekirdi onu… Çekilmesi gereken acı çekilmezse, sonuçları çok daha kötü olabilirdi. Bazı insanlar acıyı yaşamamıza bile izin vermiyorlar. Elini omzuna atıp sanki umurlarındaymış gibi, “Takma kafana, geçer yaaa,” diyorlar. Geçmez … kurusu. Bu şekilde geçmez o acı. Önce o acı çekilir sonra zamanla geçer.
Sayfa 85
Reklam
Batıya doğru devam etmeyi düşünüyordum… Ama öyle olmadı. Her gün yeni bir sırt çantalı gezginle tanışıyor ve tanıştığım herkesi birbirleriyle tanıştırıyordum. Gündüzleri hep birlikte plaja gidiyor, yüzüyor, güneşleniyor, akşam yemeklerini sahilde hep beraber büyükçe bir masada yiyor, geceleri ise denize sıfır konumda bulunan ahşap barlarda deliler gibi partiliyorduk. Bir gün akşam yemeği masamızda on beş kişiydik. Bu on beş kişinin on biri farklı milletlerden, farklı ülkelerden insanlardı. Birbirlerini hiç tanımayan ve farklı kültürlere sahip gezginler olarak aynı yolun yolcusu olmuş ve Hint Okyanusu’nda küçük bir ada ülkesi olan Sri Lanka’nın bir plajında hep birlikte bir masaya kurulmuş yemek yiyorduk. Birbirimize hikayeler anlatıyor, espriler yapıyor, kahkahalar atıyorduk.
Sayfa 78
Yukarı çıkmadan önce tanıştığım İrlandalı çift de yanımdaydı. Bu harikulade manzaraya şahitlik edebilmemize vesile olduğum için sürekli teşekkür ediyorlardı bana. Bulunduğum noktanın biraz ilerisinde kayanın uç kısmında oturup el ele tutuştular. Kız, erkek arkadaşının omzuna başını koydu. Onlar adına çok mutlu oldum. İki aşığın, bu denli muazzam bir manzarada birlikte günbatımını izleyerek birbirlerine olan tutkularını göstermesi, sevgiden yoksun insanları bile sevgiye özendirirdi. Gördüğüm her güzel şey beni mutlu ediyordu. Patrick birden arkasını döndü. “Çağatay, fotoğrafını çekeceğim. Umarım bir gün sevgilinle tekrar buraya gelirsin ve ona bu fotoğrafı gösterirsin. Ya da kim bilir, belki aşıklarla karşılaşırsın, onlara buraya gelmelerini söylersin. Çünkü burası bizi birbirimize yeniden aşık ediyor.”
Sayfa 77
Büyük bir zevkle geride bıraktığım hayatımdaki bütün bok parçalarının kanalizasyona dökülüşünü izliyordum. Ne kadar özlemiştim kendimle baş başa kalmayı, hiçbir yere, hiç kimseye ait olmamayı. Tıpkı çocukluğumdaki gibi dünümü, yarınımı düşünmeden sadece o anda kalabilmeyi. Bazen mutluluğumun verdiği huzur boğazımda düğümleniyor, bunu nasıl kutlayacağımı şaşırıyordum. Gülümsüyordum sürekli, bazen de gülümserken geçmişi anımsıyordum.
Sayfa 76
Maymun çığlıklarından kulaklarım çınlıyordu. İşin keyifli yanı bittiğinde, bu karanlıkta ıssız ormanın içinden nasıl yürüyeceğimi düşünmeye başladım. Yanımda taşınabilir şarj aletim vardı. Telefonumu şarja taktım. Çevrimdışı navigasyonu ve telefonun ışığını açtım. Ancak başıma bir şey gelmesi durumunda insanlarla haberleşmemi sağlayacak bir telefon hattım yoktu. Nedendir bilinmez Bukowski’nin sözleri geliyordu aklıma: “Garipliklere gülmek için ve hayatlarımızı, ölümün bizi almaktan ürpereceği kadar güzel yaşamak için buradayız.” Kahkahalarım, yaşayamadığım hayatı yaşarken ölümü korkuttuğum için vardı. Bu yüzdendi o kedi yavrusunun bir kaplan olma çabası. Ormanın içi birkaç ay önce plazada takım elbiseyle dolaşan bir genç için fazla ürperticiydi. Ormanın içinde bir yürüyüş yolu olması geri dönüş için umudumu artırıyordu en azından. Yağmur, dünya üzerinde hiç su kalmamışçasına yağıyordu. Aslında biraz da yarın yağabilirdi. Tüm hıncını benden çıkarması hoşuma gitmiyordu. Zifiri karanlığın içinde ne idüğü belirsiz hayvan sesleri beni ara sıra paranoyak yapsa da telefonumda bulunan çevrim dışı haritaya bakarak yürümeye devam ettim. Korku fikri aklıma geldiği her an durup kendi yazdığım şu sözleri hatırlıyordum: “Yarın ölecekmiş gibi yaşamalı, ipin üstünde yürüyormuşçasına… Tutkuyu, aşkı parmak uçlarında hissedene dek, vurmalı bir çalgı gibi ritmine ayak uydurmalı hayatın. Gökyüzünü ağlatana dek, yağmurlar düşüp yok olana dek yaşamalı… Sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Islak tişörtüm vücuduma yapışırken esen kuvvetli rüzgar beni üşütüyordu. Yerler kayganlaşmıştı; telefonumun ışığı sayesinde taşlı yollara odaklanmaya çalışıyordum ancak ağaç dallarını ve yerdeki kayaları göremeyip oramı buramı sürekli bir yerlere çarpıyordum. Her canım acıdığında ani bir refleksle bağırırken
Sayfa 73
Reklam