Eskiden beri koymuştum aklıma
Bir göz atmayı uzak kırlara,
Öğrenmek, güzel mi dünya
Özgürlük için mi doğuyoruz
Zindan için mi yoksa?
Ve o korkunç gece saatinde
Sizler ürkerek fırtınadan
Sunakta toplanıp
Yüzükoyun yere kapandığınızda,
Kaçtım… Oh, nasıl da mutlu olacaktım
Bir kardeş gibi kucaklaşmaktan
Fırtınayla! Bulutları gözlerimle izliyor
Elimle yakalıyordum şimşeği.
De bana, arasında bu duvarların
Verebilir miydin bana karşılığını
Bu kısa ama candan dostluğun
Fırtınalı yürekle fırtına arasındaki?..
Mezar değil korku veren bana,
Acılar uyurmuş orada,
Soğuk ve sonsuz sessizlikte.
Yaşamdan ayrılmaktır bana acı veren.
Gencim ben, genç… Bilir miydin sen,
Çılgın gençlik hayallerini?
Ya bilmiyordun, ya unuttun
Nasıl nefret ettiğini ve sevdiğini;
Kalbin nasıl daha canlı çarptığını
Gördüğünde köşedeki kuleden
Güneşi ve tarlaları.
Neden mi güzelim? Heyhat,
Bilmiyorum nedenini;
Yeni bir yaşamla dolu olarak
Çıkarıp attım suçlu başımdan
Gururla, çakal eriğinden çelengi,
Tüm geçmişimi defettim hiçliğe;
Cennetim, cehennemim senin gözlerinde!
Seni dünyanın tanımadığı
Bir tutkuyla seviyorum,
Senin sevemeyeceğin gibi;
Tüm esrikliğiyle; tüm gücüyle
Ölümsüz düşüncenin ve imgelemin.
Ruhumda başından beri dünyanın
Senin imgendi mühürlenen,
Salınan oydu karşımda,
Sonsuz çöllerinde uzayın.
Çoktandır düşüncemi tedirgin eden
Tatlı bir ad işitiyordum:
Cennette, mutluluk günlerinde
Sadece sendin yoksun olduğum.
Ah, eğer anlayabilseydin,
Nasıl acı bir azaptır
Bütün bir yaşam, çağlar boyunca
Kimseyle paylaşmaksızın
Zevk almak, acı duymak
Ne kötülük için övgü,
Ne iyiliğe ödül beklemeksizin,
Kendin için yaşamak sadece;
Kendi kendine sıkılıp durmak
Ve bu sonu olmayan savaşta
Kanı çekilmiş yürekte
Beklenmedik bir ışın yeniden
Canlılıkla ısıttı dünyayı,
Ve eski yaranın dibindeki keder
Yılan gibi kımıldadı.
Sensiz sonsuzluk neye yarar?
Bana ne mülklerimin sınırsızlığından?
Hepsi çınıltılı, boş laflar,
Geniş bir tapınak, tanrısı olmayan.