Eski zaman yargılama yöntemi içinde işkence öylesine kökleşmişti ki onu ortadan kaldıran hayırlı yasa, uzun bir süre etkisiz kaldı. Sanığın suçu üstlenmesi, onun gerçekten suçlu olduğunu göstermeye yeterli bir kanıt sayılıyordu. Sağlıklı bir hukuk kavrayışına tam anlamıyla aykırı, temelsiz bir görüş. Çünkü sanığın suçu yadsıması nasıl onun suçsuzluğuna kanıt olmazsa, bunun gibi, suçu üstlenmesi de suçluluğunun kanıtı olamaz. Hatta günümüzde bile, işkencenin, bu barbarca yöntemin kalkmasından yakınan yargıçlar olduğunu işitiyorum. Bizim zamanımızdaysa onun gerekliliğinden kimsenin kuşkusu yoktu; ne yargıçların, ne de sanıkların.
Başımdan bir kazan kaynar su döküldü sandım. Bütün umutlarım bir anda yerle bir olmuştu. Petersburg düşleri kurarken, demek ıssız, tenha bir ülkenin can sıkıntıları bekliyormuş beni. Bir dakika önce içimi coşkuyla dolduran çalışma düşüncesi, şimdi ağır bir yük gibi sırtıma çökmüştü. Fakat yapacak bir şey de yoktu.
Bir sabah engin bir yürek genişliğiyle uyandı. Böyle zamanlarda içiniz dupduru hayallerle doludur. Duygularınız, dilinizin ucuna geliveren sözcüklerle canlanıp biçimlenir. Düşünceleriniz uyumla ilerler, dizeler birbiri arkasına diziliverir. Çarski, bütün benliğiyle tatlı bir unutuşa gömüldü… Dünyanın bütün kaygıları, bütün tuhaflıkları gözünden silindi. Genç adam şiir yazıyordu.
“Şairlik” unvanı, beterin beteri bir şeydir. Bu damgayı bir kere yediniz mi, bir daha ömrünüz boyunca kurtulamazsınız. Halk, kendi malı sayar sizi. Onun yararına çalışmaktan, ona kıvanç vermekten başka bir düşünceniz olamaz. Diyelim tatilden döndünüz. Karşılacağınız ilk soru, “Yeni bir şeyler getirdiniz mi bize?” olacaktır. İşlerinizin bozuk gitmesine ya da bir yakınınızın hastalığına mı üzülüyorsunuz? “Hadi… hadi…” diye kurnaz kurnaz gülümserler, “Yine esin perisiyle baş başasınız!..” Âşık mı oldunuz? İngiliz mağazasından bir “anı defteri” satın alan sevgiliniz, kendisi için aşk şiirleri döktürmenizi bekler artık. Çok az tanıdığınız adamla önemli bir iş konuşmaya gittiniz diyelim. Hemen oğlunu çağırır, filanca şiiri okumaya zorlar onu. Yumurcak da başını gözünü yara yara sizin kendi şiirlerinizi okuyup kafa şişirir.