Rakı içen bir kadın görürseniz, onun gözlerindeki derinlikte parlayan mücevherin ışıltısından sakın kaçmayın. Hatıralarıyla barışık her kadın birdenbire ağlayabilecek kadar sahicidir çünkü.
Artık ne ormana ne de kente aitim. Alev almış bir hayvan gibi koşmak istiyorum. Jim, çağır beni; ses ver Cobain; Silvia, oraya geliyorum; haklıymışsınız: Öğrendiklerimin beni nasıl yanılttığını hatırlamıyorum. Bir haksızlık gibi ortadayım. Ben biraz geç kalmıştım sen biraz erken gelmişsin. Kavuşamıyoruz. Kolunla yastığın arasına sıkışmış limanyüz’üne sığınmış bakışlarının bana dair bir fren sistemi olabilir miydi ki zaten… ‘Marc Almond’dan ‘Somethings Gotten Hold Of My Hearts’, ‘Elton John’ dan ‘Daniel’, ‘Queen’den ‘Innuendo’, ‘Simon and Garfunkel’dan ‘The Boxer’ çalsın ardı ardına. Ben “şimdiuzaklardasıngönülhicranladolu” ya da “senibenellerinolsunyemisevdim” diye bir ezgi mırıldanacağım. Hey, bir daha çal Sam diyeceğim. Sam, o şarkıyı bir kez daha çalmayacak. Sam, o şarkının sözlerini, notalarını çoktan unuttu, anlıyor musun?
Adımı değiştiriyorum. İbrik deyin bana bundan böyle. Best deyin. Best in Jest deyin. Kamuflaj deyin. Siz bana deyindikçe şişiyor bir taraflarım. ‘Marc Almond’ çok iyi söylüyor ‘Anacorma’yı (O da giti ya, neyse!) Üşenmeyin. Dinleyin