Fatma Hacer Uyan

Deli gibi istiyorum normal biri olmayı :)
Reklam
İnsan sonunda istediği yere vardığında, yolda başına gelenleri unuturmuş. Ama unutulmuyor, geriye kalan bir şeyler oluyor …
Gerçekten istediğim bir işi, bir projeyi, bir ideali ya da bir insanı bulursam, bütün dünyaya bağımlı duruma gelirim. Her şeyin diğer şeylerle bir bağlantısı var. Birbirimize öyle sıkı bağlıyız ki! Bir ağın içindeyiz hepimiz. O ağ bekliyor. Hepimiz onun içine bir tek arzu nedeniyle itiliyoruz. Sen bir şey istiyorsun, o şey senin için değerli oluyor. Onu senin elinden kapmak için bekleyenler kim, biliyor musun? Bilemezsin. Belki çok karışık, çok uzaklarda olabilir ama birileri onu kapmak için hazır bekliyor. Sen de onların hepsinden korkuyorsun. Büzülüyorsun, sürünüyorsun, yalvarıyorsun ve onları kabulleniyorsun… sadece onu elinden almasınlar, sende bıraksınlar diye. Bir de kabullendiğine bak.
Özenti uygarlığımızla ilgili o kibirli kavramlarımızı unutup vahşilerin bizden önce neler bildiğini hatırlasak hepimiz çok daha iyi durumda olurduk. Onlar annelerine saygı gösterirlerdi.
Sürekli bir düşüş halinde, bir yere tutunamayan ve her an bir yere çarpacağı korkusuyla yaşayan bireyin boşluktaki bu hali giderek hayatın anlamını boş, anlamsız ve tutarsız bir hadiseler yığınına çevirir. Nietzsche vari bir istihza ile “ bu dibi olmayan sonsuz düşüşün tadınu çıkar!” demek sorunu çözmüyor. Derinlerde hepimiz bir yere, bir şeye, inanca, fikre, aşkya, davaya, insana tutunmak isteriz. Tutamadığımız ve tutunamadığımuz zamanlarda hayatımızın bir anlamının ve değerinin olmadığını hissetmeye başlarız. Bunun yarattığı travma, insan ruhunu sürekli bir gerilim ve şiddete maruz bırakır.
Reklam