Müzikal imgelemeye yatkınlığımız, gerçekten de olağanüstü duyarlı ve incelikli, insan dışındaki primatların sahip olduğu sistemlerin çok ötesinde müziği algılama ve anımsama sistemleri gerektiriyor. Görünen o ki, bu sistemler dışarıdan gelen müziğe olduğu kadar, –anılar, duygular, çağrışımlar gibi– içsel kaynak uyarılarına da açık.Başka algısal sistemlerde benzerine rastlanmayan şekilde, kendiliğinden eyleme geçme ve yineleme yatkınlığına sahip oldukları anlaşılıyor.
Odamı, odamdaki eşyaları her gün görüyorum ama kendilerini “zihindeki resimler” halinde yeniden sergilemiyorlar bana. Bu tür uyaranlara her gün maruz kalsam da, zihnimde hayali köpek havlamaları ya da trafik gürültüleri duymuyor, hayali yemeklerin pişerken çıkardığı hayali kokuları almıyorum.
Bazı şiir dizelerinin ya da tümceciklerin aniden zihnimde beliriverdiği oluyor ama kendiliğinden beliren müzikal imgelerimin zenginliği ya da çeşitliliğiyle yarışabilecek şeyler değiller asla.
Belki de sinir sistemiyle ilgisi yok, belki de müziğin tamamen kendine özgü niteliklerinden kaynaklanıyor – konuşmadan çok farklı olan temposu, melodik çerçevesi ve iniş çıkışlarıyla müzik, duygularla kendine özgü, dolaysız bir bağ kuruyor.