"Bir keresinde büyükannen ne demişti, biliyor musun? Kutsal Kitap'ta Tanrı'nın gökte oturup, insanların kendisine inanınayışma güldüğünü okumuş."
"Neden peki?", diye sordum. Soru sormak, cevap vermekten her zaman daha kolaydı.
"Okay", diye söze girişti babam. "Eğer bizi ya ratan bir Tanrı varsa, onun gözünde bizler, bir ba kıma yapay varlıklar sayılırız. Gevezelik ederiz, dalaşırız, dövüşürüz. Birbirimizden ayrılırız ve ölürüz. Anlıyor musun? Acayip zekiyizdir, atom bombaları, aya giden füzeler yaparız. Ama hiçbirimiz nereden geldiğimizi sormayız. Buradayız ya sırık gibi, bu bize yeter."
"Onun için mi gülüyor Tanrı bize?"
"Elbette. Eğer biz kendimiz yapay bir insan üretebilseydik, Hans-Thomas, sonra bu yapay insan başlasaydı alıkâm kesmeye -örneğin borsa ya da atyarışları hakkında-ve en basit ama en önemli soruyu, yani kendisinin nasıl ortaya çıktığını hiç sormasaydı -işte o zaman biz de katıla katıla gülerdik muhakkak."