Fırat DOĞAN

Fırat DOĞAN
@FIRATDOGAN
Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir. Küçük Prens
İzmir’in işgali sırasında yaşanan alçakça katliam!
… 15 Mayıs 1919 sabahı Rumların "Zito!" yani "Yaşasın!" çığlıkları eşliğinde başlayan işgale ilk başta sistemli bir direniş olmamıştı. Her şey İtilaf Devletleri'nin ve onları kızdırmak istemeyen Damat Ferit hükümetinin istediği doğrultuda gidiyordu. Fakat onuru kırılmış bir halkın tepkisine set çekmek ancak bir yere kadar mümkündü. Saat 11.00 sularında Konak Meydanı'nın önünden geçen Yunan birliklerine atılan bir kurşun bir anda ortalığı kan gölüne çevirecekti. Bu kurşunu atan Hasan Tahsin adında bir gazeteciydi. Gazetesinde yazdığı yazılarda halkı sürekli direnişe davet eden ve işgalden bir gün önce eski Musevi mezarlığında yapılan toplantıda da cesaretlendirici bir konuşma yapan bu vatansever gazeteciyi Yunan birlikleri hemen olay yerinde öldürecekti. Bununla da kalmayıp etrafa ateş açmış ve buradaki birlikler herhangi bir direniş göstermedikleri halde Osmanlı kışlasını kuşatıp içerideki subay ve erleri dipçik ve süngü darbeleriyle dışarı çıkarmışlardı. Daha sonra askerleri Kordon boyunca yürütüp bir vapurun ambarına hapsederek aşağılayıcı bir mizansen sergilemekten de kaçınmayacaklardı. Hakaretler burada da bitmemişti. Bu zoraki yürüyüş esnasında kolordu komutanını tokatlamışlar, "Zito!" diye bağırttıramadıkları Süleyman Fethi'yi de öldürmüşlerdi. Ali Nadir Paşa'nın elinde bir beyaz bayrakla kışla dan çıkması ve yol boyunca bu bayrağı elinde tutması, bu elim sahneyi daha da onur kırıcı yapmıştı. Sonuçta dokuz Türk şehit olmuş, 21 kişi yaralanmıştı; 27 kişinin akıbeti ise belli değildi. İlerleyen günlerde ölü sayısı daha da artacaktı.
Sayfa 84 - Mundi Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
… 15 Mayıs'ta Yunanların İzmir'i işgali, yukarıdaki umutları bir anda söndüren olay oldu. Bir zamanlar kendi egemenliği altında ya. şayan bir milletin işgaline uğrayıp, millet-i hâkime iken bir anda millet-i mahkûme olmak fikri Türk kamuoyuna ağır gelecek ve bu küçük düşme bir anda milli direniş ruhunu ateşleyecekti…
Sayfa 82 - Mundi Kitap·Kitabı okudu
Tarih
… Mustafa Kemal, Karakol Cemiyeti'nin varlığını kendi liderliğine bir tehdit olarak görmüştür. Belki bundan da ötesi, her zaman zararlı gördüğü komitacılığın bir ihyası gibi değerlendirmiştir ki, Sivas Kongresi sırasında bunu Kara Vasıf'a açık açık söyleyecektir: "Sizlerin maksadı mülga İttihat ve Terakki'yi ihya etmektir. Bu suretle iktidarı yeniden ele geçirmek istiyorsunuz. Bunların farkındayım. Sizin gizli başkumandanınızın adını da söyleyeyim. Bu Enver Paşa'dır." Kara Vasıf ise buna karşı çıkacak ve, "Başkumandanımız sizsiniz," diyecektir. Berlin'den Talat'ın gönderdiği talimat böyledir…
Sayfa 80 - Mundi Kitap·Kitabı okudu
Tarih
İleri görüşlülükte Mustafa Kemal Paşa!!!
… Kadim Osmanlı başkentinde kimsenin ağzını bıçak açmamaktadır. İstanbullular, Boğaz'daki gemileri görmemek için başları önde, hızlı hızlı yürümektedir. Paşa, kendisini götürecek istimbotu beklerken yanındakilerin kederine de tanık olmaktadır. İşte o anda, belki de sigarasından derin bir nefes çektikten hemen sonra, yaveri Cevat Abbas'a tarihe bir kararlılık ve dirayet nişanı olarak geçecek o sözleri sarf edecektir: "Endişelenme, geldikleri gibi giderler!”
Sayfa 75 - Mundi Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Korkak İstanbul Hükûmeti’ne karşı bir Bozkurt
…Mirliva (Tuğ/Tümgeneral) Mustafa Kemal, mütareke gereği komutasındaki Yıldırım Ordular Grubu lağvedilince İstanbul'a dönmek zorunda kalmıştı. Aslında Paşa, Vahdettin'in ve Sadrazam İzzet Paşa'nın teslim kararını kabul etmek istememiş, sadarete telgraf üstüne telgraf çekmişti. Hatta ipler kopma noktasına gelince, eğer İngilizler İskenderun'a asker çıkarmaya kalkarsa direneceğini söylemiş, 5 Kasım'da birlik komutanlarına bu yönde gizli bir emir bile vermişti. Mondros'ta varılan anlaşmanın bozulmasından çekinen hükümetin cevabı ise Mustafa Kemal'in ordusunu ivedilikle lağvetmek ve Paşa'yı Harbiye Nezareti'ne çekmek, yani İstanbul'a çağırmak olacaktı…
Sayfa 75 - Mundi Kitap·Kitabı okudu