İnsanlar çok değişik canlılar. Diğer bütün hayvanlardan öyle farklılar ki... Bir kedi, diğer kedilerin onun hakkında ne düşündüğünü umursamaz mesela. Bir şeyi istiyorsa istiyordur, istemiyorsa istemiyordur. Her şeye tepkileri evet veya hayır; bu kadar basit. Ama insan öyle mi? En dürüst olduğunu iddia eden insan bile, asla daima dürüst olamaz. Umursamadığı şeyleri umursadığını, sevmediği şeyleri sevdiğini söyleyebilir insan. Çok sık yapar hatta bunu. Kabul görmek için, sevilmek ve yalnız kalmamak için. Oysa Camus'un eseri Meursault hiç benzemez bize. Rol yapmayı beceremez; daha doğrusu rol yapmayı gereksiz bulur. Ne hissediyorsa apaçık söyler o. Zaten bu yüzdendir bütün başına gelenler de... Bazı okuyucular ahlaki açıdan Meursault'u çok yeriyor olabilir fakat ben ona hayranım. Edebiyat dünyasında bir 'absürt karakter' olarak bilinmesine karşın, ben dürüst olmanın bizi bu hale getirmemesi, aksine hislerimiz ve isteklerimiz konusunda bahaneye ihtiyaç duymaksızın dürüst olabilmenin normalleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Sonuçları ne olursa olsun, kitap karakteri de olsa, birisinin böylesine dürüst kalıp böylesine kendine saygı duyduğunu görmek öyle güzeldi ki, bu kitabı ömür boyu unutmayacağım ve ne zaman istemediğim bir şeyi yapacak, hissetmediğim bir şeyi hissettiğimi söyleyecek olsam, Meursault'u hatırlayıp kendime dur diyeceğim. Umarım sizler de en kısa sürede bu müthiş eseri okuyup ne demek istediğimi tam manasıyla anlarsınız...