"Ölmenin ne demek olduğunu bu sabah anladım. Yok olma vakti geldiğinde, biz ölenler için diğerleri ölür, çünkü ben buradayım, hafifçe soğuk bu kaldırımda yatıyor ve ölümle dalga geçiyorum. Bu sabah benim için ölümün dünden fazla anlamı yok. Ama bir daha sevdiklerimi göremeyeceğim ve eğer ölmek buysa, söylenen şey bir trajedidir."
"Sefalet, orak gibi biçer. Ötekiyle ilişki konusundaki her yeteneği elimizden alır ve bize şimdiki zamanın bütün iğrençliğine katlanabilelim diye, boş, duygulardan arınmış bırakır...
... Yeni doğan çocuk kendisinden beklenileni yaptı, üç saat içinde öldü. Anne babama olayların doğal akışı gibi gelen ve bir keçilerini kaybetmiş olmalarından ne daha fazla ne de daha az duygulanmalarına yol açan bu trajediden ben iki kesin sonuç çıkardım. Güçlüler yaşar, zayıflar ölür."
"Ağaçları sevme yeteneğinde çok fazla insanlık vardır. İlk büyülenmelerimize duyduğumuz özlem vardır. Doğanın bağrında kendini bunca anlamsız hissetmenin büyük gücü vardır... Evet, bu işte: ağaçların çağrısı, onların ilgisiz ululuğundan ve onlara olan sevgimizden dolayı bize hem dünyanın yüzeyinde kaynaşan gülünç ve aşağılık parazitler olduğumuzu öğretir, hem de bizi yaşamaya layık kılar, çünkü bize hiçbir borcu olmayan bir güzelliği tanıyabiliriz."