Fatma Zeytin

“Yusuf’un kardeşleri kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: ‘Doğrusu Yusuf ve öz kardeşi, babamızın yanında bizden daha sevgili. Oysa biz, birbirimizi destekleyen güçlü kuvvetli bir ekibiz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içinde.’” Bu âyetle birlikte artık sahne ağabeylere geçer. Sûrede buraya kadar iki özne gördük: İlki rüyasını anlatan Yusuf Aleyhisselâm, ikincisi rüyanın anlamını açıklayan Yakup Aleyhisselâm’dı. Araya giren ibret vurgusunun ardından şimdi birkaç âyet boyunca insan psikolojisini ve şeytanın bu psikoloji üzerindeki etkisini gözlemleyeceğiz. Sûrenin duygusal ve psikolojik yönünü daha önce belirtmiştik. Burada kardeşler, Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin’in babaları tarafından daha çok sevildiğini iddia ediyorlar. “Biz kalabalığız, güçlüyüz, birbirimizi destekliyoruz, buna rağmen babamız bizi değil onları tercih ediyor” diye düşünüyorlar. Ardından babalarını “apaçık bir yanılgı içinde olmakla” suçlayacak kadar ileri gidiyorlar. Burada dikkat çekici bir nokta var: Âyette Yusuf’un ağabeylerinin isimleri, kişilikleri veya yaptıkları hiçbir şey anlatılmaz. Allah doğrudan “İz kâlû / dediler ki” ifadesiyle sözü onların ağzına bırakır. Bu ani ve keskin giriş, onların kesin kanaatini ve içlerindeki mutlak eminliği gösterir. Onlara göre Yakup Aleyhisselâm’ın Yusuf ve Bünyamin’e yönelik aşırı sevgisi tartışmasız bir gerçektir. Oysa “sevgi” kalple alakalıdır, bir duygu durumudur ve dışarıdan bakan biri tarafından kesin olarak ölçülmesi mümkün değildir. İnsan ancak kendi kalbinden emin olabilir. Bir başkasının sevgisini mutlak şekilde yorumlamak çoğu zaman yalnızca bir vehimdir. İşte kardeşlerin bu derece kesin konuşması, içlerine düşen şeytanî telkinin bir göstergesidir. Şeytan insana vehmi kesin bilgi gibi sunar. Zanna dayalı kanaatleri, “apaçık gerçek” gibi
Sayfa 81·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Biz şeytanı nasıl tanıyoruz? Rivayetlerde, Âdem Aleyhisselâm yaratılmadan önce şeytanın Allah’ın ihlâslı kullarından biri olduğu, hatta meleklerin hocası derecesinde bulunduğu anlatılır. Âdem [as] yaratıldığında da zaten hiçbir tepki vermedi. Asıl kırılma, secde emrinin gelmesiyle yaşandı. Şeytan o anda isyanını açıkça dile getirdi: “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.” Bu söz, onun Allah’a nasıl bir meydan okumaya kalkıştığını göstermesi açısından çarpıcıdır. Asıl itirazı şuydu: “Ben dururken ona secde edilmesini nasıl emredersin? Ben ateştenim.” Öte yandan meleklerin tavrı tamamen farklıydı. Onlar samimiyetlerinden kaynaklanan kısa bir sorgulama yaşadılar: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni tesbih ve takdis ediyoruz.” Allah-u Teâlâ ise “Ben sizin bilmediğinizi bilirim.” buyurdu. Bunun ardından melekler hiçbir tereddüt göstermeden secde ettiler. İçlerinden geçen kısa bir şaşkınlığın ardından emre hemen teslim oldular. Fakat şeytan bunu yapmadı.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Bu kelimeyi önemli kılan bir başka husus ise âyette ictibâ fiilinden hemen sonra gelen “Rabbüke” (senin Rabbin) ifadesidir. Burada Yakup Aleyhisselâm bize muazzam bir pedagojik örnek sunmaktadır. Modern pedagoji kitaplarında yüzlerce sayfada anlatılan bir ilkeyi, sadece birkaç kelimeyle özetler. Seçilmek, hele ki “ictibâ” edilmek son derece ayrıcalıklı bir durumdur. Bu ifade küçük bir çocuğa söylendiğinde onun kendisini üstün görmesine, şımarmasına veya kibirlenmesine yol açabilir. Yakup Aleyhisselâm ise bir baba ve bir peygamber olarak bu hassasiyetin farkındadır. Küçük Yusuf’u onurlandırırken aynı zamanda onun kalbini tevazuda sabit kılacak bir cümle kurar: “Rabbin seni seçecek.” Yani: “Bu şeref senden kaynaklanmıyor, bu nimet Rabbindendir. Onu sana veren O’dur, layık olmadığında geri alacak olan da O’dur.” Çocuklarımızı ne sürekli övmeli ne de sürekli eleştirmeliyiz. Sürekli övgü, narsistik ve kibirli bir kişilik ortaya çıkarır. Sürekli eleştiri ise çocuğun özgüvensiz ve pısırık bir bireye dönüştürür. Sağlıklı ebeveynlik, bu iki uç arasında dengeyi korumayı gerektirir.
Sayfa 77·Kitabı okuyor
Bu şu anlama gelir: İnsan dünyaya geldikten sonra zamanla çeşitli yükler üstlenir. Ailevi, sosyal, maddi, psikolojik pek çok mesele herkesin ortak deneyimidir; bunları sadece Müslümanlar değil, bütün insanlar yaşar. Dünyaya adeta bir “insanlık paketi” ile geliriz: “Hoş geldin insan; işte dünya ve onun bütün sıkıntıları!” Ancak Müslümanların bu ortak yükün yanında bir ayrıcalığı vardır: İman. Bu iman beraberinde ek bir sorumluluk ve imtihan getirir. Diğer insanlar yalnızca dünyevi sıkıntılarla sınanırken, biz hem dünya imtihanını yaşarız hem de imanımızla sınanırız. Bu açıdan bakıldığında ağır bir yük gibi görünse de aslında büyük bir nimet ve şuur kaynağıdır. Çünkü bize bu imanı verenin kim olduğunu biliriz. Bu bilincimiz sayesinde yaşadığımız her problemde nereye sığınacağımızı da biliriz. Bu şuur, Müslüman’a bir vizyon kazandırır ve onun hayatı amaçsızca, sıradan bir canlı gibi yaşamasına engel olur. İman, insanı yönlendiren, ayakta tutan ve ona değer kazandıran ilahi bir pusuladır.
Sayfa 77·Kitabı okuyor
Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya