“Yusuf’un kardeşleri kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: ‘Doğrusu Yusuf ve öz kardeşi, babamızın yanında bizden daha sevgili. Oysa biz, birbirimizi destekleyen güçlü kuvvetli bir ekibiz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içinde.’”
Bu âyetle birlikte artık sahne ağabeylere geçer. Sûrede buraya kadar iki özne gördük: İlki rüyasını anlatan Yusuf Aleyhisselâm, ikincisi rüyanın anlamını açıklayan Yakup Aleyhisselâm’dı. Araya giren ibret vurgusunun ardından şimdi birkaç âyet boyunca insan psikolojisini ve şeytanın bu psikoloji üzerindeki etkisini gözlemleyeceğiz. Sûrenin duygusal ve psikolojik yönünü daha önce belirtmiştik.
Burada kardeşler, Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin’in babaları tarafından daha çok sevildiğini iddia ediyorlar. “Biz kalabalığız, güçlüyüz, birbirimizi destekliyoruz, buna rağmen babamız bizi değil onları tercih ediyor” diye düşünüyorlar. Ardından babalarını “apaçık bir yanılgı içinde olmakla” suçlayacak kadar ileri gidiyorlar.
Burada dikkat çekici bir nokta var: Âyette Yusuf’un ağabeylerinin isimleri, kişilikleri veya yaptıkları hiçbir şey anlatılmaz. Allah doğrudan “İz kâlû / dediler ki” ifadesiyle sözü onların ağzına bırakır. Bu ani ve keskin giriş, onların kesin kanaatini ve içlerindeki mutlak eminliği gösterir. Onlara göre Yakup Aleyhisselâm’ın Yusuf ve Bünyamin’e yönelik aşırı sevgisi tartışmasız bir gerçektir.
Oysa “sevgi” kalple alakalıdır, bir duygu durumudur ve dışarıdan bakan biri tarafından kesin olarak ölçülmesi mümkün değildir. İnsan ancak kendi kalbinden emin olabilir. Bir başkasının sevgisini mutlak şekilde yorumlamak çoğu zaman yalnızca bir vehimdir. İşte kardeşlerin bu derece kesin konuşması, içlerine düşen şeytanî telkinin bir göstergesidir. Şeytan insana vehmi kesin bilgi gibi sunar. Zanna dayalı kanaatleri, “apaçık gerçek” gibi