"...Pencereye çevirdi yüzünü kız, çayını yudumlarken dışarıda hızını artıran yağmuru izliyordu. Özgür'se Renk'in siyah saçlarındaki kızıl gölgelere takıldı. Beyaz boynunu süsleyen incecik gümüş zincirin ucunda bir melek kanat çırpıyordu..."
"...Renk, arkadaşlarına hiç söz etmemişti Özgür'den; onca sorunun arasında, ruhunu acıtan taze bir sızı olarak boğaz çukurundaydı, yutkundukça kendini hatırlatmak istercesine..."
"...Renk, büyük demir kapının iki kanadını da açtı, motosikletini sokağa çıkardı. Yüreği durmaksızın çırpınıyordu. Koltuğun altındaki küçük bagajdan kaskını aldı. Marşa bastı, o arada da hep yaptığı gibi motosikletiyle konuşuyordu:
"Hadi bakalım, yolumuza gidelim. Bu akşam seninle dönebilir miyim, yoksa sen yine otoparkta mı kalırsın bilmiyorum. Bildiğim tek şey ikimiz de yersiz yurtsuzuz, hiçbir yere ait değiliz..."